Imprisoned in Eternal Night - Bölüm 4
Akşam odasına döndüğünde, Wen Ran kapının önünde durup kısa bir kıyaslama yaptı; kendi yatak odasının, Gu Yunchi’nin evindeki giriş bölümü kadar bile olmadığını teyit etti. Villa, belli ki Gu Yunchi’nin zevkine göre özel olarak tasarlanmıştı; soğuk ama konforlu bir tarzı vardı, devasa genişliğine rağmen boş veya ıssız hissettirmiyordu.
Duş alıp bir saat kadar soru çözdükten sonra Wen Ran, su almak için aşağı indi. Tam o sırada Chen Shuhui ve Wen Rui’nin birlikte döndüğüne şahit oldu; ikisinin de yüzü asıktı, belli ki yine tartışmışlardı. Wen Rui, Wen Ran’ı kenara itip kendine bir bardak su doldurup içti. Wen Ran bir an düşündü, sonra bir bardak da Chen Shuhui için doldurup yanına götürdü.
“Oraya bırak.” Chen Shuhui koltukta oturmuş telefonundaki mesajlara bakıyordu. Wen Ran bardağı sehpaya bırakıp tam gidecekken, Chen Shuhui yazmaya devam ederek sordu: “Bugün Gu Yunchi’nin evi nasıldı?”
Wen Ran “Çok şey öğrendim,” dedi.
Chen Shuhui başını kaldırıp ona baktı.
Wen Ran dürüstçe itiraf etmek zorunda kaldı: “Pek iyi değildi.”
“Senin bu ruhsuz halinle iyi olması şaşırtıcı olurdu zaten.” Chen Shuhui, Wen Rui’ye de bir bakış fırlatarak sanki hem şikayet ediyor hem de kendiyle dalga geçiyor gibi ekledi: “Al birini vur ötekine”
Kadın yerinden kalkıp üst kata çıktı. Wen Rui ise acele etmeden bir sigara yakıp tüttürdü: “Senin Gu Yunchi’yi kafalayabileceğini umuyorlar ya, ne düşünüyorlar anlamıyorum.”
“Onlar” derken tam olarak kimi kastettiğini anlamasa da, bu iş zaten zorla güzellik kabilinden bir şeydi. Wen Ran “O zaman gidip sen mi kafalayacaksın onu?” diye sordu.
Tıpkı kendisi gibi; her türlü acıyı çekip yapay bez taktıracak, Wen ailesinin Baiqing Grubu’nun kaynaklarına ve hisselerine olan açlığını sırtında taşıyacak, Gu Yunchi ile yüksek uyumlu bir Omega olup onun nefretini ve soğukluğunu görmezden gelecek, gurursuz ve düşük profilli bir aptalı oynayacak… Wen Ran, Wen Rui’nin böyle bir zahmete girebileceğine ihtimal vermiyordu.
Aslında bu, yapıp yapamama meselesi de değildi; onun hiçbir zaman seçme şansı olmamıştı. Ailenin onu direkt Wen Ran olarak damgalaması, ölen küçük oğullarına olan bağlılıklarından ziyade, bir tür öngörüydü; her şey önceden yazılmış bir senaryo gibiydi.
“Ben öyle şeyler yapamam ama senin Gu Yunchi’yi nasıl dize getireceğini izlemek isterim.” Wen Rui sigarasını çöp kutusuna atıp yukarı çıktı.
Nasıl dize getirilir ki? Gerçek şu ki, durum tamamen umutsuzdu.
Gu Yunchi’nin evindeki dördüncü gününde, Wen Ran hâlâ ondan tek bir bakış veya kelime koparamamıştı. Eğer 339 ve öğretmeni onunla iletişim kurmasa, Gu Yunchi’nin evinde sadece bir hava kütlesinden ibaret olacaktı; her gün sadece “Günaydın” ve “Güle güle, bugün rahatsızlık verdim” diyen sinir bozucu bir hava kütlesi.
339 dayanamayıp onu dürtüyordu: “Acaba sen bir NPC misin? Her gün görevlerin ve repliklerin aynı. Başka konular açmaya ne dersin? Hep böyle gitmez ki!”
“Onun önünde eşeğe dönüşsem bile dönüp bakmaz bana,” dedi Wen Ran durumu kabullenerek. “Şimdilik böyle kalsın.”
Birkaç saniye sessizlikten sonra 339 sordu: “Gerçekten eşeğe dönüşebiliyor musun?”
“…”
Sabah dersi bittiğinde Gu Yunchi öğle yemeği bile yemeden doğrudan odasına çıktı. Bugün hali pek yerinde değildi, derste biraz halsiz görünüyordu; halsiz olduğunda ise ifadesi iyice çekilmez bir hal alıyordu. Bu yüzden Wen Ran tüm sabahı diken üstünde geçirmişti.
Yemekten sonra Wen Ran ve öğretmeni koltukta dinlenip kitap okuyorlardı. Birkaç dakika sonra, ellerinde tıbbi çantalarla iki doktor salona girdi. Öğretmen bu duruma alışkın görünüyordu, “Odasında,” dedi. Doktorlar başlarıyla onaylayıp 339 ile yukarı çıktılar.
Öğleden sonraki ders sadece Wen Ran içindi. Öğretmen dersini bitirdikten sonra erkenden ayrıldı: “Yunchi bugün derse devam edemeyecek gibi. Kalan vakitte sen kendin çalış, sorun olursa pazartesi sorarsın.”
“Tamamdır, iyi günler hocam.”
Tek başına bir saate yakın çalıştıktan sonra Wen Ran’ın dikkati dağılmaya başladı. Gu Yunchi’nin üst kata çıkışını düşünüyordu; acaba canı sıkıldığı için mi hastalanmıştı? Eğer öyleyse, asıl geceyi çıkaramayacak olan kendisiydi. Kafasında binbir tilki dönerken kapı hafifçe tıklandı ve açıldı. 339 elinde meyve suyuyla belirdi: “Tünaydın! Serinletici bir yaz içeceğine ne dersin?”
Önüne kadar süzüldü. Wen Ran bardağı alıp bir an tereddüt ettikten sonra sordu: “Rahatsız mı?”
“Hı-hı, kronik bir rahatsızlık. Arada böyle tutuyor; baş dönmesi, ateş, huzursuzluk…”
Wen Ran temkinli bir tonla “Kızgınlık dönemi mi?” dedi.
“Hayır, kızgınlıktan çok daha hafif belirtiler ama bildiğin hastalandı işte,” dedi 339. “Doktorların da elinden bir şey gelmiyor; sadece biraz bastırıcı ve ilaç verip hafifletiyorlar. Gerisi tamamen onun kendi bünyesine, atlatmasına kalmış.”
Bu atlatmak kelimesi durumu iyice ağır gösteriyordu. Wen Ran’ın endişelendiğini gören 339, fırsattan istifade: “Gidip bir baksan mı ona? Şu an yatakta baygın yatıyor, kimsesi yok, çok yalnızdır yazık.”
“Doktorlar gitti mi?”
“Gittiler. Özel bir durum olmadıkça genelde sessizce dinlenmesine izin verirler.”
Wen Ran “O zaman ben de gidip rahatsız etmeyeyim,” dedi.
“Ya su isterse? Ya da terini silmesi gerekirse?” 339 tepsiyi bırakıp sert mekanik kollarını gösterdi: “Benim ellerim yeterince yumuşak ve esnek değil. Geçen sefer su içireyim derken yanlışlıkla yüzüne boşalttım, az kalsın canımı alıyordu.”
Laf buraya gelince Wen Ran çaresizce kitabını kapattı ve 339’un rehberliğinde Gu Yunchi’nin odasına gitti. Tedirginlikle kapıyı açtığında içerisi zifiri karanlıktı. Odadaki feromon konsantrasyonu muhtemelen çok yüksekti ama Wen Ran bunu algılayamıyordu; duyabildiği tek şey hafif bir oda parfümü kokusuydu.
339, sessizce, arkasından bir hayalet gibi kapıyı kapattı. Işık iyice azaldı. Wen Ran paravanın etrafından dikkatlice dolandı. Oda o kadar büyüktü ki mesafeyi kestirmek zordu; perdelerin arasından sızan ince bir ışık huzmesi yatağın ucuna, koyu gri çarşaflara vuruyordu. Gu Yunchi hiç kıpırdamadan yatıyordu.
Yatağın yanına varınca nefes alışlarını duydu; pek huzurlu değildi, derinden geliyordu. Gözleri yavaş yavaş karanlığa alışınca Wen Ran eğilip baktı. Gu Yunchi yüzüstü uzanmıştı; yastık, bembeyaz yüzünün bir kısmını ve dağılmış saçlarını destekliyordu. Yaklaştığında Wen Ran, ondan yayılan ısıyı neredeyse hissedebiliyordu.
Yıllar önceki bir kaza yüzünden Gu Yunchi’nin feromonları çok kıymetli hale gelmişti; Omega feromonlarına karşı aşırı seçiciydi, neredeyse hissiz ve bağışık durumdaydı. Daha da kötüsü, sadece uyum oranı %95’i geçen bir Omega’yı hamile bırakabiliyordu. Gu Peiwen’in en sevdiği ve üzerine titrediği tek torunu olarak, Gu Yunchi’nin soyu devam ettirme kaderinden kaçması imkansızdı; Gu ailesi sürekli onun için yüksek uyumlu bir Omega arıyordu. Wen Ran’ın bildiği tek şey buydu.
Geri kalanı; Wen ailesinin, Gu ailesi tarafından saklanan bu sırrı nasıl keşfettiği veya Gu Yunchi’nin feromon raporunu nasıl ele geçirdiği hakkında hiçbir fikri yoktu. Gu Yunchi’nin böyle bir sağlık sorunu olduğunu da ancak bugün öğrenmişti. S-sınıfı olanların bünyeleri doğuştan üstündü, kızgınlık dönemleri bile nadirdi; ama bu adamın ikide bir böyle hastalanması da bir tür şanssızlıktı.
Yatağın yanında ilaçlar ve bir bardak su duruyordu. Wen Ran birkaç saniye düşündü, bileği hafifçe titreyerek elini Gu Yunchi’nin yorganının altına uzattı.
Yakalandı. Wen Ran yakalanmıştı. O sıcak avuç, aniden kolunu kavradı; gücü inanılmazdı. Wen Ran tepki veremeden, karanlığın içinde Gu Yunchi’nin açılmış gözleriyle karşılaştı. Bir anda tüyleri diken diken oldu.
Gu Yunchi, onun hasta yatağına sızmaya çalışan biri olduğunu sanmasın diye, Wen Ran aceleyle niyetini açıkladı: “Hayır… Sadece bilekliğini çıkarmana yardım edecektim, çıkınca daha rahat edersin diye düşündüm.”
Gu Yunchi tiksintiyle elini savurdu, pozisyonunu değiştirip diğer tarafa yan yattı ve çıkardığı bilekliği yorganın üzerine fırlattı. Bilekliğin sınırlaması kalkınca feromonlar daha da pervasızca yayıldı. Wen Ran hâlâ hiçbir koku almıyordu ama tuhaf bir şekilde kendi bezinin ısındığını hissetti; belki de çok gerildiği içindi.
“Su ister mi?” Wen Ran, 339’un tembihini hatırlayıp kısık sesle sordu: “Terini sileyim mi?”
Cevap yoktu, daha fazla sormaya da cesaret edemedi; Gu Yunchi’nin nefesi bile tahammülsüzlük kokuyordu. Wen Ran ağzını kapattı. Bezi gerçekten ısınıyor gibiydi; dokunmak istedi, eli oraya gidince boyunluğunun takılı olduğunu hatırladı. Beze dokunamadı ama parmağı boyunluğun üzerindeki bir dokunmatik tuşa çarptı ve bip diye bir ses çıktı.
Wen Ran olduğu yerde donakaldı. Yaklaşık bir dakika boyunca her ihtimale karşı kıpırdamadan bekledi. Korkunç bir şey olmadı, aksine Gu Yunchi’nin nefes alışlarının hafiflediğini ve düzenli hale geldiğini duydu; sanki huzurlu bir uykuya dalmıştı.
Birkaç dakika daha bekleyip uyuduğundan emin olunca, Wen Ran komodinin üzerindeki dereceyi aldı, yavaşça kulağına yaklaştırdı; ateşi hâlâ vardı. Bir süre düşündükten sonra kalmaya karar verdi; her saat başı Gu Yunchi’nin ateşini ölçecekti.
Kendi çıkarları da vardı elbet; 339, Gu Peiwen’in asistanıyla yakın temas halindeydi. Belki bu durumu rapor ederdi. Kendi yaptığı bu fazladan iyilik, umursamazca kenarda durmaktan daha iyiydi. Gu Yunchi veya Gu Peiwen; birini memnun etmek zorundaydı.
Bütün öğleden sonra Wen Ran kapının arkasında çömelip bekledi. Saati gelince hemen kalkıp ateşi ölçtü. Son ölçümde değer normale yaklaşmıştı. Wen Ran rahat bir nefes alıp yerine oturdu, biraz dinleneyim derken gözlerini yumduğu an uyuyakaldı.
Uyandığında odada bir ışık vardı; parlaklığına bakılırsa başucu lambasıydı. Wen Ran telefonuna baktı; saat sekiz olmuştu bile! Odada ayak sesleri duyuluyordu. Daha o yerden kalkamadan, Gu Yunchi iki metre ötesinde bitmişti ve tuhaf bir ifadeyle ona dik dik bakıyordu.
Wen Ran, dört gündür Gu Yunchi’den duyduğu ilk cümleyi işitti: “Hâlâ gitmedin mi?”
“Ha?” Yeni uyanmıştı, tepkileri yavaştı. Bir an hafızasını yokladı ve dedi ki: “Senin için endişelendim, ateşin vardı.”
“Seni ne ilgilendirir?”
“Sizin evde ders alıyorum ya, o kadar vicdansız olamam.” Wen Ran yüzünü tam seçemiyordu, sadece sordu: “Daha iyi misin?”
“Sana ne.” Gu Yunchi bunu söyleyip banyoya yöneldi. Duş alacaktı; elini kaldırıp üzerindeki siyah tişörtü çıkardı. Tişörtün yukarı sıyrılmasıyla beli ve sırtı açığa çıktı; kas hatları ışık ve gölge altında usta işi bir kara kalem çizim gibiydi.
“Bekle!” Wen Ran dehşet içinde bağırdı ve hemen ayağa fırladı. Vücudu tutulmuştu, bacakları uyuşmuştu; acıyla bir nefes çekti ve ekledi: “Sen… nasıl böyle hemen soyunursun?”
Gu Yunchi arkasına döndü, yine o tahammülsüz hali üzerindeydi: “Burası benim odam.”
“Ama ben hâlâ buradayım.”
Gu Yunchi kestirip attı: “O zaman yürü git.”
Kapının dışında, gün boyu ortalarda gözükmeyen 339 nihayet belirdi, sesi neşeliydi: “Bu güzel anınızı böldüğüm için üzgünüm ama yanlış duymadıysam soyunuyor musunuz? Havayı yumuşatmak için yıllanmış bir kırmızı şarap açmamı ister misi-“
“Sen de yürü git,” dedi Gu Yunchi kapıya doğru.
“Emredersiniz!” 339 anında toz oldu.
“Bütün öğleden sonra uyudun, akşam bir şeyler yemeyi unutma. Eğer yarın da derse giremeyecek olursan lütfen şoföre haber ver de ben de boşuna gelip rahatsızlık vermeyeyim.” Wen Ran bunları tek nefeste hızla söyleyip kapıyı açtı ve kaçtı.
Çantasını toplayıp aşağı indiğinde 339 onu karşıladı: “Kulakların niye kıpkırmızı? Akşam yemeğini burada yemiyor musun?”
“Hayır, teşekkürler.” Wen Ran oturup ayakkabılarını giydi. Küçük Efendi’nin ateşi düştü, aşçıya yemek yapmasını hatırlat.
“Bu sefer ne çabuk düştü ateşi? Eskiden sabaha kadar sürerdi.” 339 ekranında ağlayan bir surat belirdi: “Kesin ona çok iyi baktın, hüühüü…”
“Sadece birkaç kez ateşini ölçtüm.”
“Hımm. Ha? Bir dakika, aniden senin feromonlarını algıladım.” 339, Wen Ran’a biraz yaklaştı: “Boyunluğun takılı değil mi?”
“Takılı ya?”
“Bakayım.” 339 boyunluğu taradı: “Aaa, ayarı bir kademe düşmüş. O yüzden feromon sızmış dışarı, neyse ki yoğunluğu çok düşük.”
“Öyle mi…” Wen Ran öğleden sonraki dokunuşunu hatırladı, muhtemelen o sırada yanlışlıkla kısmıştı. Boyunluğun kenarına dokunup ayarı tekrar en yükseğe getirdi ve “Ben gidiyorum, görüşürüz,” dedi.
“Şoför gelmedi daha, biraz bekle.” 339 bir kuyruk gibi Wen Ran ile kapıya kadar geldi. Kıs kıs gülerek sordu: “Az önce gerçekten soyunuyor muydunuz?”
“…Hayır, Küçük Efendi duş alacaktı.”
“Peki ileride birlikte soyunacak mısınız?”
“Ha?”
“Öpüşecek misiniz?” 339’un saflığı gerçek miydi yoksa numara mı yapıyordu belli değildi, ardı ardına sordu: “Çocuk yapacak mısınız?”
Wen Ran’ın akıl sağlığı yerinden oynayacak gibi oldu. Bir süre öylece kalakaldı, sonra ekranda salyası akan bir surat gösteren 339’a “Lütfen bir daha böyle korkunç şeyler söyleme, tamam mı?” dedi.
Yazarın Notu: 339 bir gecede yirmi bin kelimelik GuWen smut fanfiction yazar artık.