Her Mountain Her Sea - Bölüm 2
Sınıfta yerler değiştirilince Chi Tang’ın arkasına Wang Jiaoyang adında bir çocuk oturdu. Çocuk, tam anlamıyla “sorunlu öğrenci” tanımının vücut bulmuş haliydi; sürekli derse geç kalır, erken kaçar, dersleri asar ya da kavga çıkarırdı. Notları sınıfın en sonundaydı. Öğretmenleri sürekli saçını başını düzeltmesini söylese de pek oralı olmazdı.
Eskiden Chi Tang’dan bir sıra uzaktaydı ve onunla konuşabilmek için sürekli sıra arkadaşıyla yer değiştirmeye çalışırdı. Şimdi tam arkasına oturduğu için iyice azıtmıştı; kalemiyle sırtını dürtüyor, yanına gelip bağırıyor ya da arkadaşlarıyla şakalaşırken bilerek üstüne devriliyordu.
Etraftaki herkes Wang Jiaoyang’ın ondan hoşlandığını anlayabiliyordu. Chi Tang da durumun farkındaydı ama bu ona sadece sinir bozucu geliyordu. Başkaları onu bu duruma yakıştırdıkça, içinden soğuk bir mide bulantısı yükseliyordu.
Bir gün okulun kantinine giderken sahada Wang Jiaoyang ve arkadaşlarına rastladı. Wang Jiaoyang gülümseyerek yanına koştu:
“Hey Chi Tang, kantine mi gidiyorsun? Bana da bir su alsana.”
Chi Tang, küçümseyen bir tavırla, “İstiyorsan git kendin al,” diye cevap verdi.
Arkasındaki çocuklar kahkahayı bastı:
“Yang-ge’nin suya ihtiyacı yok oğlum, suyu ona getirecek birine ihtiyacı var!”
Wang Jiaoyang topu elinde sektirerek sırıttı:
“Hadi Chi Tang, bir iyilik yap be.”
Bu çocuklar bir kızın “hayır” demesinden anlamıyor muydu? Chi Tang sabırla bekledi, kahkahaları kesilince soğuk bir sesle konuştu:
“İstemiyorum dedim. Gerçekten istemiyorum. Şaka yaptığımı mı sanıyorsunuz?”
Hiç de komik değildi.
O günden sonra çocukların arkasından konuştuğunu duydu. Ona kibirli ve zor biri diyorlardı. Wang Jiaoyang da biraz geri çekilmişti ama ara sıra rahatsız etmeye devam ediyordu.
Yurtta geceleri kızlar sohbete dalardı. Chi Tang genelde katılmaz, kulaklığını takıp müzik dinlerdi. Oda başkanı Song Fangcao arada onu da muhabbete dahil etmeye çalışır, Chi Tang da birkaç kısa cümleyle geçiştirirdi. Luo Zhengli ise genelde onu yok sayardı ama o gün aniden sordu:
“Wang Jiaoyang senden hoşlanıyor. Duyduğuma göre çocuklar sana ‘yenge’ demeye başlamış. Sevgili mi oldunuz yoksa?”
Chi Tang yatağına uzanıp alaycı bir tavırla cevap verdi:
“Nüfus memuru mu bunlar? Benim haberim yokken beni istedikleriyle mi evlendiriyorlar?”
Song Fangcao kıkırdadı. Luo Zhengli üstelemeye devam etti:
“Yani hoşlanmıyor musun? Bence çocuk yakışıklı. Bu kadar zamandır peşinde, hiç mi etkilenmedin?”
Chi Tang gözlerini açıp ona baktı:
“Bu kadar beğendiysen git sen dene. Kısmetini burada aramaya ihtiyacın yok.”
Luo Zhengli sinirlenip ona bir yastık fırlattı: “Kim demiş hoşlanıyorum diye?!” Chi Tang alaycı bir gülüşle sustu.
Çarşamba günü son ders beden eğitimiydi. Sabah yağan yağmur öğleden sonra durmuştu. Matematik dersi bitince herkes sevinçle bahçeye fırladı. Beden öğretmeni rahat biriydi; birkaç tur koşturur, sonra herkesi serbest bırakırdı.
“Erkekler beş tur, kızlar iki tur! Sonra serbestsiniz!”
Herkes yine homurdanmaya başladı: “Hocam yerler ıslak, kayıp düşeriz…”
“Susun! Konuşmaya devam ederseniz bir tur daha ekerim!”
Bazı kızlar “özel durumlarını” bahane edip kenara çekildi. Aslında çoğunun bir şeyi yoktu, sadece koşmak istemiyorlardı. Chi Tang ise gerçekten ağrı çekiyordu. Yüzü solmuştu ama tek kelime etmeden koşmaya başladı. Her adımda sancısı artıyordu. Yavaşladı ve en arkaya düştü. Kimse fark etmedi.
O sırada bir grup erkek yarış yapıyordu ve Wang Jiaoyang en öndeydi. Chi Tang’ın yanından geçerken aniden tam kulağının dibinde el çırptı. Chi Tang irkildi, kulağı çınladı. “Lanet olsun…” diye mırıldandı.
Hava sıcak ve nemliydi. Üniforma ceketini çıkardığında sırtının terden ıslandığını fark etti. O sırada biri sessizce yanından geçti. You Yu’ydu. Başını önüne eğmiş, hiç yorulmadan koşuyordu. Diğerlerinden tamamen farklıydı; ne gevşek davranıyor ne de gösteriş yapıyordu. Sadece kendi temposunda, ciddiyetle… Bu yaşlarda ciddiyet genelde alay konusuydu.
Chi Tang bir şeyi fark etti; You Yu hâlâ ceketini çıkarmamıştı. “Belki de içindeki eski tişörtü gizlemek içindir,” diye düşündü.
Koşu bitince Chi Tang kantine gidip soğuk su aldı. Yanındaki kızlardan biri, “Regl iken soğuk su mu içilir?” dedi. Diğeri ise gururla, “Bende hiç ağrı sızı olmuyor,” diye ekledi. Chi Tang her seferinde bu acıyı çekiyordu ama yine de o suyu içti.
Akşam yemeğine gitmedi, doğrudan yurda geçip uzandı. Odada sadece You Yu vardı. You Yu sessizce yemeğini yedi ve işini çabucak bitirdi. Chi Tang yarı uykulu bir haldeyken birinin onu dürttüğünü hissetti.
“İster misin? Sıcak su.”
Chi Tang şaşkınlıkla gözlerini açtı. You Yu bardağı masaya bıraktı: “Masanın üstünde dursun.” Sonra hiçbir şey demeden dışarı çıktı.
Chi Tang bardağa bakakaldı. Küçüklüğünden beri kimse ona böyle bir incelik yapmamıştı. Ama yine de gözlerini kapattı. İhtiyacı yoktu. Kendi başının çaresine bakmaya alışıktı.
İkinci aylık sınav sonuçları açıklandığında You Yu yine açık ara birinciydi. Öğretmen onu herkesin içinde övdü ama öğrencilerin çoğu bu durumu umursamadı. Chi Tang on ikinci olmuştu; kağıdını sessizce kitabın altına itti.
Ders başlamadan hemen önce Wang Jiaoyang, pembe ve kokulu bir mektup çıkardı.
“Vay, birileri aşk mektubu almış!” diye bağırıştı çocuklar.
Wang Jiaoyang sırıttı: “Kabul edemem, sahibine geri vermeliyim.”
Ayağa kalkıp herkesin gözü önünde mektubu You Yu’nun masasına bıraktı: “Al bakalım çalışkan öğrenci, bu senin olmalı.”
Sınıf kahkahaya boğuldu. You Yu başını kaldırdı ve sakince, “Ben yazmadım,” dedi.
“Ama üstünde adın yazıyor!”
Sınıfta fısıldaşmalar başladı: “Demek o da çocuktan hoşlanıyormuş…”
O sırada kulaklığıyla müzik dinleyen Chi Tang ayağa kalktı. Mektubu eline alıp şöyle bir göz attı. Sonra arkasına dönüp mektubu Luo Zhengli’nin masasına fırlattı:
“Al bu senin. Bir dahaki sefere başkasının adını kullanma.”
Luo Zhengli kıpkırmızı kesildi: “Ben yazmadım!”
Chi Tang istifini bozmadan konuştu: “Bu senin kağıdın, istersek el yazını da karşılaştırabiliriz. Ayrıca You Yu böyle kağıtlara para harcamaz. Birini küçük düşürmek istiyorsan önce biraz aklını kullan.”
Luo Zhengli tek kelime edemedi. Ağlayarak sınıftan kaçtı. Chi Tang ise hiçbir şey olmamış gibi yerine dönüp oturdu.
Çevirmen: Ucube Clumfy