Her Mountain Her Sea - Bölüm 12
Chi Tang atlayışında gayet iyi bir derece elde etmişti; şu ana kadar atlayan on kişi arasında ikinci sıraya yerleşti. Kum havuzundan kalkıp sessizce başlangıç çizgisine geri döndü. Bu kez üzerindeki ceketi çıkarıp kenara fırlattı. Hedefine kilitlendi, yeniden hızlandı, sıçradı ve kuma indi.
“Fena değil!” diye seslendi dereceleri kaydeden öğretmen.
Spor temsilcisi ve beraberinde getirdiği birkaç kişi kenardan coşkuyla tezahürat yapmaya başladı; etraftakilerin bazıları ise bu gürültüye ters ters bakıyordu. Öğretmen sonucu defterine işledikten sonra, “Şu anki en iyi derece bu ama bir hakkın daha var. Tekrar denemek ister misin?” diye sordu.
Chi Tang ayakkabılarındaki kumu silkeleyip ceketini yerden aldı. “Gerek yok.”
Esmer çocuk el sallayarak çıkıştı: “Hey, üç hakkın var desene! Bir daha dene, ya biri seni geçerse?”
“Geçerse geçsin. Yapabileceğimin en iyisini yaptım zaten, beklentimin bile üzerine çıktım. Birinci olmamı mı bekliyorsun?”
Tam o sırada hoparlörlerden bir anons yükseldi: “1-B sınıfı koşucuları başlangıç noktasına!” Önce 100 ve 400 metre yarışları yapılacak, ardından 3000 metreye geçilecekti. Saha bir anda ana baba gününe döndü. Öğrenciler gruplar halinde toplanmış, dışarıdan gelen birkaç veli de kalabalığa karışmıştı. Lise atletizm yarışmaları çok da resmi sayılmazdı; çoğu etkinlik sadece sayı tamamlansın diye yapılıyor, bazı öğretmenler kuralları bile tam bilmiyordu.
Yine de ortam fazlasıyla canlıydı. Öyle ki Chi Tang’ın bir an için başı döndü. Kalabalıkları pek sevmezdi, özellikle de herkesin heyecanı böyle taşma noktasına geldiğinde… Bu his, bitmek bilmeyen yağmurlu günlerde hissettiği o iç sıkıntısına benziyordu.
Sınıfı, içine buz doldurulmuş bir su sandığı hazırlamıştı; yarışan her öğrenci oradan su alabiliyordu. Sınıf başkan yardımcısı da sandığın başında oturmuş, bir yandan yarışları izliyor bir yandan da hoparlörden okunup sınıfa ekstra puan kazandıracak destek mesajları yazıyordu. Chi Tang oradaki kalabalığa girmek istemedi; sessizce sıyrılıp dışarıdaki bakkaldan buz gibi bir su almaya gitti.
O sırada anons yankılandı: “1-B sınıfından Tian Xue’nin bir mesajı var—” Ancak sözleri büyük bir çığlık tufanı bastırdı. 100 metre yarışı başlamıştı. Sadece koşucular değil, kenardaki öğrenciler de “kim daha çok bağıracak” yarışı içindeydi sanki. Chi Tang suyunu aldı ama hemen dönmedi; bir ağacın gölgesindeki basamaklara çöküp sakinliğin tadını çıkardı. Sınıflara veya yurda gitmek yasaktı, bu yüzden en iyisi burasıydı. Ancak uzaktan 3000 metre anonsunu duyunca yerinden kalktı.
Geri döndüğünde yarış çoktan başlamıştı. Esmer çocuk ve tayfası avazı çıktığı kadar You Yu’nun adını haykırıyordu. Sınıftan sadece You Yu katılmıştı bu zorlu yarışa. Parkur uzun olduğu için tur üstüne tur atılması gerekiyordu. You Yu, yarış başlar başlamaz en arkaya düştü.
“Bastır You Yu! Hadi, daha hızlı!”
Üst sınıflardan bir kız fişek gibi fırlamış, diğerleri de ona ayak uydurmuştu. Daha yolun başında sanki sprint atıyor gibiydiler. Sadece You Yu ve başka bir kız kendi tempolarını koruyarak geride kalmayı tercih etmişti. Sınıftan bazıları, “Bu kadar geride kalırsa nasıl yetişecek?” diye panikledi. Aslında herkes yarışa hızlı başlamamanın altın kural olduğunu biliyordu ama rakiplerini önde görünce kendilerini tutamıyorlardı.
Chi Tang, You Yu’nun başını hafifçe öne eğip sadece adımlarına odaklanarak, makine gibi sabit bir tempoda koştuğunu gördü. Sanki dış dünyayla bağını koparmış, hiçbir şeyi duymuyordu. Chi Tang elindeki boş şişeyi çöpe atıp piste yaklaştı. You Yu en iç kulvarda, kırmızı tartanda koşuyordu; Chi Tang ise hemen yanındaki yeşil çim alanda ona eşlik etmeye başladı.
Güneş tepede cayır cayır yakıyordu. Yazdan kalma o boğucu sıcaklık son bir kez kendini gösteriyordu. Daha bir tur bile atmadan Chi Tang’ın tişörtü sırtına yapışmıştı.
“You Yu, su ister misin?” diye bağırdı esmer çocuk. Chi Tang onun elindeki şişeyi kapıp kapağını açtı ve You Yu’ya uzattı.
Son tura girildiğinde You Yu ve yanındaki diğer kız aynı anda vites yükseltti. Başta deli gibi koşanların gücü tükenmiş, adımları ağırlaşmıştı. Hatta biri yorgunluktan düşüp dizini sıyırdı ve kenara alındı. Chi Tang yanından koşmayı bırakıp bitiş çizgisine geçti.
You Yu artık yere bakmıyordu. Başını kaldırmış, tüm dikkatiyle bitiş çizgisine odaklanmıştı. Ne yaparsa yapsın hep çok ciddiydi; koşarken bile… Chi Tang bir an şunu düşündü: You Yu’nun dünyasında şu an ne bir rakip vardı ne de seyirci. Etraf gürültüden yıkılıyordu ama You Yu hızlandıkça sanki her şey sessizleşiyordu.
Gerginlik doruktaydı. Onu pek sevmeyenler bile sınıfın onuru için bağırmaya başlamıştı. You Yu ve 11. sınıflardan bir kız neredeyse kafa kafaya finişe ulaştı. 11’lerin olduğu taraftan bir ses yükseldi: “Birinci biziz!” Bizim sınıftakiler hemen itiraz etti: “Ne birincisi! Aynı anda girdiler, kesin biziz!”
Esmer çocuk sonucu öğrenmek için hakemlerin yanına koştu, diğerleri de peşinden… You Yu çizgiyi geçtikten sonra durmadı, yavaş yavaş yürümeye devam etti. Nefes nefeseydi ama Chi Tang’a bakıp hafifçe gülümsedi. Saç örgüsü omzuna düşmüş, birkaç tel yüzüne dağılmıştı. Gözleri ise her zamanki gibi berraktı.
“Chi Tang, gitsene yanına, yardım et!” diye bağırdı çocuklardan biri. Chi Tang ancak o zaman kendine gelip yanına gitti, koluna girip onu biraz yürüttü. Tam o sırada sınıftan bir zafer nidası yükseldi: “Birinciyiz! Puanı kaptık!”
Chi Tang arkadaşına dönüp, “Birinci olmuşsun,” dedi. You Yu’nun nefesi çoktan düzene girmişti. Hafifçe bir şeyler mırıldandı; sanki bu onun için sıradan, günlük bir işmiş gibi sakin bir tavrı vardı.
O akşam etüt yoktu. Günün tüm yorgunluğunu üzerlerinden atmak isteyen öğrenciler önce yemekhaneye akın etti, sonra da duş almak için yurtlara dağıldı. Chi Tang ortalık sakinleşsin diye biraz bekleyip yurda geç döndü. Herkes işini bitirmişti, You Yu da o sırada duştaydı. Sıra Chi Tang’a geldiğinde suyun tamamen buz kestiğini fark etti; hava da iyice serinlemişti. Kartını okutup sıcak suyu açtı ve bir an duraksadı.
You Yu acaba kışın da mı soğuk suyla yıkanıyor? diye geçirdi içinden.
Cuma günü Chi Tang tribünlerin arkasındaki kuytu bir köşeye çekilip bütün gün telefonda oyun oynadı. You Yu da orayı keşfetmişti ama o… durmadan soru çözüyordu. Chi Tang birkaç el oyun attıktan sonra başını bir kaldırdı; You Yu koca bir testi bitirmişti bile. Sanki soru çözmüyor da bir yerden kopyalıyormuş gibi inanılmaz bir hızı vardı.
Chi Tang ne diyeceğini bilemedi. Yanında biri böyle canla başla çalışırken oyuna odaklanmak imkânsız hale geliyordu. “İlim denizi sonsuzdur; geri dönersen kurtuluşu bulursun…” diye mırıldandı kendi kendine.
You Yu başını kaldırdı, bir an düşündü ve ekledi: “Oyunu bırakırsan… hidayete erersin.”
Chi Tang bir an durakladı. Ruhumu mu kurtarmaya çalışıyor bu? Dışarıdan sporcuların yürüyüş sesleri tekrar duyulmaya başladı. İki günlük bu yorucu ama renkli maratonun perdesi yavaş yavaş kapanıyordu.
Çevirmen: Ucube Clumfy