Her Mountain Her Sea - Bölüm 13
Atletizm yarışmasının ardından hava bir anda keskin şekilde soğudu; gökyüzü neredeyse her gün bulutlarla kaplıydı.
Sınıflarının penceresinin hemen dışındaki ginkgo ağacı da yapraklarının çoğunu dökmüştü.
Chi Tang kolunun ucuyla burnunu kapatıp sinirle mırıldandı:
“Off, ne kötü kokuyor…”
Yanında oturan You Yu yazmayı bıraktı ve fark ettirmeden kendi kolunu kokladı. Bunu gören Chi Tang başını çevirip,
“Sen değil, dışarıdaki ağaç,” dedi.
Ginkgo ağacı güzel görünüyordu ama meyvesi tuhaf bir koku yayıyordu.
Chi Tang yüzünü buruşturdu.
“Sen pencereye benden daha yakınsın. Hiç mi kokmuyor sana?”
You Yu başını salladı.
“Rahatsız etmiyor.”
Chi Tang çantasından bir maske çıkardı. Önündeki kız da bu kokudan şikâyetçiydi ama Chi Tang’ın maske taktığını görünce sırıtıp arkadaşına döndü:
“Abartmanın da bu kadarı. Maske takacak ne var? Ne kadar nazlı…”
Chi Tang böyle laf sokmaları hiç kaldıramazdı. Hemen karşılık verdi:
“Sen de takmak istiyorsun aslında. Ama ‘nazlı’ denir diye korkuyorsun. Şimdi ben takınca da laf ediyorsun. En nefret ettiğin dedikoducu tipin aynısısın.”
Bazen Chi Tang gerçekten şaşırıyordu. İnsanlar yapmak isteyip de yapamadıkları şeyi biri yapınca, sanki onu küçümsemek zorundaymış gibi davranıyordu.
Bu kokuya özellikle hassastı. Her kokladığında başı ağrıyordu. İki gün boyunca kaşları çatık şekilde derse odaklanamadı.
Kısa süre sonra meyveler toplandı.
Chi Tang fark edince şaşırdı:
“Meyveler gitmiş?”
You Yu kitabını okurken cevap verdi:
“Çorba yapılıyor. Yemekhane sorumlusu öğlen gelip topladı.”
Chi Tang nasıl bildiğini sormadı ama yüzünü buruşturdu.
“O kokudan çorba mı yapılır?”
Artık yemekhane fikri bile midesini bulandırıyordu. Bunun yerine marketten ekmek ve süt almayı düşündü.
“İçindeki çekirdek kullanılıyor, dış kısmı değil. Kokmuyor.”
Chi Tang elini kaldırdı.
“İnanmıyorum.”
Hava gittikçe daha da soğudu. Sonbahar sanki yaz ile kış arasına sıkışmıştı—tam kendini gösteremeden kış gelmişti bile.
Kış sabahı yataktan çıkmak… gerçek bir irade sınavıydı.
Ama sınıf öğretmenleri sağlık takıntılıydı; onları her sabah erken kaldırıp koşturuyordu. Her sabah sahada şikâyet eden bir kalabalık oluşuyordu.
Bu kalabalığın içinde You Yu açıkça göze çarpıyordu.
Herkes kazak, mont giymeye başlamışken o hâlâ sadece okul ceketi giyiyordu. Sadece kısa kollu tişörtünü uzun kolluyla değiştirmişti.
Üzerindekiler ince görünüyordu.
Chi Tang “Kazağın var mı?” diye sormak istedi… ama sormadı.
Cevabı zaten biliyordu.
You Yu’nun çekmecesinde neredeyse hiçbir şey yoktu.
Onun için bir tane alsam mı?
Son zamanlarda Chi Tang’ın aklını bu soru sık sık kurcalıyordu.
Ama You Yu her şeyi geri ödüyordu. Bir şişe su bile alsa mutlaka karşılığını veriyordu.
Bir keresinde sütyen aldığı için bile hâlâ ona soru anlatıyordu.
Eğer kazak alsaydı… bunu da borç sayardı.
Belki de ona kendisinin almasını söylemek daha iyiydi. Aksi hâlde… fazla karışıyormuş gibi olurdu.
You Yu pencere kenarında oturuyordu. Pencere tam kapanmıyordu; aralıktan sürekli rüzgâr giriyordu.
Her akşam etütte bu soğuk rüzgâr içeri doluyordu.
Ama You Yu umursamıyordu.
“Yer değiştirelim. İç tarafta oturmak istiyorum,” dedi Chi Tang aniden.
You Yu sorulara dalmıştı, başını kaldırınca hâlâ biraz dalgındı. Hiç itiraz etmeden yer değiştirdi.
Ancak akşam duşa giderken fark etti—
Chi Tang… üşüdüğümü mü düşündü?
Bunu düşündüğü sırada Chi Tang duştan çıkıyordu. İçerisi hâlâ buharlıydı.
Kışın herkes gün aşırı duş alıyordu ama Chi Tang genelde ondan hemen önce duş alıyordu.
You Yu içeri girip kapıyı kapattığında her zamanki gibi sıcak su kartı içerideydi.
Chi Tang yine unutmuştu.
Önceden hep kenara bırakırdı.
Ama bu sefer kartı alıp dışarı çıktı.
“Yine unutmuşsun.”
Chi Tang saçını kuruturken mırıldandı.
“Hımm.”
You Yu dönecekken Chi Tang konuştu:
“Bir dahaki sefer unutursam kullanabilirsin. Getirmene gerek yok.”
You Yu gülümsedi. İçinde sıcak bir şey kabardı.
Geri dönüp elini yukarı kaldırdı.
“Elime dokunsana.”
“Ne yapıyorsun?”
“Dokun.”
Chi Tang biraz baktı… sonra eline dokundu.
You Yu ona hep bir kediyi hatırlatıyordu. Yaklaştığında hep temkinli, biraz çekingen…
Chi Tang şaşırdı.
Eli sıcaktı.
Kendi elleri ise kış gelir gelmez buz keserdi.
“Ben soğuğa çok hassas değilim. Eskiden kışın hep soğuk suyla yıkanırdım. Alıştım.”
“Anladım.”
Birkaç gün sonra You Yu bir kazak getirdi.
Sarıydı. Yeni görünmüyordu ama kaliteliydi—yumuşak ve kalın.
Chi Tang daha önce onu hiç giymediğini fark etti.
“Yer değiştirelim,” dedi You Yu. Artık üşümüyordu.
Ama Chi Tang hemen reddetti:
“Ben burada oturmak istiyorum.”
“Tamam.”
Ertesi gün You Yu, Fang öğretmene söyleyip pencereyi tamir ettirdi.
Rüzgâr kesildi.
Final sınavlarından hemen önce kar yağdı.
Chi Tang daha önce burada kar görmemişti ama çocukluğunda köyde kaldığı zamanlardan silik bir anısı vardı.
Ama öğrenciler bu kadar yoğun karı yıllardır görmediklerini söylüyordu.
Kaz tüyü gibi yağıyordu.
Ders sırasında bile herkes pencereden bakıyordu. Zil çalınca sınıfın yarısı dışarı koştu.
Kar çok birikmemişti ama herkes heyecanlıydı.
Chi Tang da uzun süre cama yaslandı.
Öğretmen anlatırken bile gözleri sürekli dışarı kayıyordu.
Matematik öğretmeni sonunda sinirlendi:
“Chi Tang! Ben burada ders anlatıyorum, dışarıda değil. Oraya bakacaksan çık git!”
Chi Tang başını çevirip kitabına baktı.
Öğretmen birkaç kişiyi daha azarladıktan sonra,
“Son sınavınız geliyor. Bu son şansınız. Hâlâ çalışmazsanız, o notlarla eve nasıl gideceksiniz?” dedi.
Chi Tang içinden güldü.
Ailesi notlarını umursamazdı.
Kavga etmek için bahane bulmaları yeterdi.
Şimdi boşandıklarına göre… daha da az umursuyorlardı.
Ders çıkışı You Yu ona bir kitapçık uzattı.
“Sınavda çıkabilecek konuları ve soru tiplerini topladım. Birkaç kez çözersen hazır olursun.”
“Gerek yok.”
Bu söz ona tanıdık gelmişti. Daha önce de söylemişti.
“Bir kez bile çözsen yeter. İlerlersin.”
Chi Tang aniden sordu:
“İnternette ne diyorlar biliyor musun?”
“Ne?”
“Ailen sana yalan söyleyebilir, arkadaşların seni yarı yolda bırakabilir… ama matematik bırakmaz. Yapamıyorsan yapamıyorsundur.”
You Yu bir an durdu… sonra kahkahayı bastı.
Chi Tang ifadesizdi.
Gerçekten bu kadar komik miydi?
Yazarın küçük notu:
İleride birlikte yaşarken, bir gün You Yu çorba yapar. Chi Tang çok beğenir, iki kase içer.
“Bu ne çorbası?” diye sorar.
“Ginkgo çorbası.”
Chi Tang:
Lisede ‘bunu asla içmem’ diye yemin etmemiş miydim…?
Çevirmen: Ucube Clumfy
BIR ANDA 36 BOLUM MUU ELLERINJZE SAGLIKKK
canım beni tanımadın
takipte kal 50 bölüm daha atmıştım dün
OHA BIDE YURI ILK DEFA YURI CEVIREN GORDUM
Yerim sizi ttden geldim güncel kalın öpüyorum
çok teşekkürler🙏
Cevri için teşekkürler
yüce clumfy bunu da tamamlamis bize de okumak düser