Her Mountain Her Sea - Bölüm 11
Nanlin Birinci Lisesi’nde iki spor sahası vardı. Yeni yapılan sahada koşu pistinden basketbol ve futbol sahalarına, kum havuzlarından kapalı spor salonuna kadar her şey mevcuttu. Yeni tesis açıldıktan sonra eskisine pek uğrayan kalmamıştı; sadece yeni sahadaki potalar dolduğunda birkaç kişi antrenman için buraya gelirdi.
Eski saha yurtlara daha yakın olmasına rağmen, geceleri neredeyse in cin top oynardı. Chi Tang ise tam da bu sessizliği sevdiği için sık sık burada koşuya çıkardı.
Bir akşam, etüt saatinin bitiminden yaklaşık yarım saat sonra You Yu da ona katıldı.
“3000 metre koşusuna yazıldım, biraz antrenman yapmam lazım,” dedi ve Chi Tang’ın yanında sessizce tempoya ayak uydurdu.
Sahada iki lamba vardı ama biri epeydir bozuktu. Sağlam olanı ise devasa bir kafur ağacının yanındaydı; yoğun yapraklar ışığın çoğunu perdeliyor, etrafa loş ve puslu bir hava yayıyordu. Yurttan gelen gürültüler giderek azalmış, uzaklardaki ışıklar birer birer sönmeye başlamıştı.
Chi Tang her zamanki gibi kulaklıklarını takmış müzik dinliyordu. Bu sefer uygulamanın önerdiği, daha önce hiç duymadığı sakin bir enstrümantal parça çalıyordu. Kendi ayak seslerinin yankısını bile zar zor duyabiliyordu; ikisi de aynı tempoda, aynı ritimle koştuğu için pistte sanki tek bir kişi varmış gibi hissettiriyordu. Yaprakların gölgeleri zeminde dalgalanıyor, attıkları her adımda titreyerek onlara eşlik ediyordu.
Müzik bir anda kesildi; telefonunun şarjı bitmişti. Ortalığa sessizlik çökünce, yanında koşan You Yu’nun kendi kendine bir şeyler mırıldandığını fark etti. Kulaklığını çıkarıp sordu:
“Bir şey mi dedin?”
“Metin ezberliyorum.”
Chi Tang, bu “ders ilahına” içten içe saygı duymadan edemedi. Hem bu kadar zeki olup hem de herkesten çok çalışmak… Gerçekten korkutucu bir disiplindi.
You Yu sordu:
“Müzik mi bitti?”
“Telefon kapandı.”
“İstersen beraber metin ezberleyebiliriz. Yarın hoca rastgele yerlerden soracakmış.”
Chi Tang aslında hiç niyetli değildi ama bir tur daha attıktan sonra sıkıntıdan sordu:
“Sen ezberledin mi bari?”
Soruyu sorar sormaz aslında ne kadar gereksiz olduğunu anladı. You Yu muhtemelen derste şöyle bir göz gezdirip çoktan hafızasına atmıştı her şeyi.
Chi Tang kendi haline şaşırıyordu. Normalde buraya sadece yurttaki kalabalıktan ve insanlardan kaçmak için gelirdi ama You Yu yanındayken gerçekten de ders çalışabilmişti. Sadece metin değil, İngilizce bile pratik yaptılar.
You Yu, “Konuşmam ve telaffuzum pek iyi değil, üzerine düşmem lazım,” diyerek kendi kendine diyalogları tekrar etmeye başladı. Chi Tang farkında olmadan bir sonraki cümleyi tamamlıyor, ardından You Yu devam ediyordu. Okul yavaş yavaş derin bir sessizliğe gömülürken, yazdan kalan son yıldızlar sonbahar göğünde ışıldıyordu. Bir süre sonra yeşil alanı geçip onlarca basamağı tırmanarak yurda döndüler. Bu, sonraki birkaç gün boyunca onların rutini haline geldi.
Atletizm yarışmalarının açılış töreni için her sınıfın düzenli bir yürüyüş seremonisi yapması gerekiyordu. Sınıf toplantısında rehber öğretmenleri Fang, karar vermeyi öğrencilere bıraktı. Kimi smokin kiralamayı önerdi, kimi anime ve oyun karakterlerine bürünüp cosplay yapmayı… Hatta erkeklerle kızların kıyafet değiştirmesini teklif edenler bile oldu. Tartışma o kadar hararetlendi ki yan sınıfın öğretmeni gelip “Biraz sessiz olun,” uyarısında bulunmak zorunda kaldı.
Fang öğretmen herkesi sabırla dinledikten sonra son noktayı koydu:
“Gençler, sınıf bütçemiz kısıtlı, öyle büyük harcamalar yapamayız. Ayrıca okul müdürü ilginç kostümlere pek sıcak bakmıyor.”
Daha sözünü bitirmeden sınıftan bir protesto uğultusu yükseldi. Chi Tang aslında fikirlerle ilgilenmişti ama tartışmaya dahil olmamıştı.
“Şöyle yapalım, diğer sınıflar ne yapıyor bir bakalım,” dedi öğretmen.
Spor temsilcisi hemen atıldı:
“9. ve 11. sınıflar okul formasıyla çıkacakmış.”
“Of, ne kadar sıkıcı!”
“Hiç tadı tuzu kalmadı işin!”
En sonunda müdür yardımcısı törende fotoğraf çekileceğini ve ciddiyet istediğini söyleyince herkes tıpış tıpış formalarını giymek zorunda kaldı.
“Hangi çağda yaşıyoruz arkadaş?”
“Madem hiçbir şeye izin yok, bu yarışma niye yapılıyor?”
Şikâyetlerin ardı arkası kesilmedi ama kimse kuralı bozmaya cesaret edemedi. Yarışma günü geldiğinde herkes o mavi-beyaz okul formalarını üzerine geçirdi; ne çok güzeldi ne de çok çirkin. Yarışmalar Perşembe ve Cuma sürecek, ardından hafta sonu tatili başlayacaktı. Ders olmadığı sürece öğrencilerin keyfi her daim yerindeydi.
Çarşamba günü yağan yağmur yerini Perşembe sabahı güneşli bir havaya bırakmıştı. Yerler hâlâ hafif nemliydi ve güneşle birlikte hava tekrar bunaltıcı bir hal almıştı. Sınıflar sırayla sahaya girerken Chi Tang, boyu uzun olduğu için grubun en arkalarındaydı. Dokuzuncu sınıf sahaya adım attığında etraf bir anda karıştı. Çığlıklar, ıslıklar havada uçuşuyordu.
“Onlar nasıl bunları giyebiliyor? Haksızlık bu!”
Chi Tang merakla kafasını uzatıp baktı. Dokuzuncu sınıfın tabelasını taşıyan çocuk, üzerinde etek ve ayağında topuklu ayakkabılarla yürüyordu; garip bir şekilde yakışmıştı da! Bu çocuk spor temsilcisiydi. Arkasındaki erkeklerin çoğunda mini etek, kızlarda ise geleneksel hanfu elbiseleri vardı. Gerçekten de bütün dikkatleri üzerlerine çekmeyi başarmışlardı.
Bu konu sınıfta bir süre daha sakız gibi çiğnendi ama Chi Tang sıkılıp önüne döndü. Güneş tepeden öyle dik vuruyordu ki gözünü açmakta zorlanıyordu. Koluyla yüzüne siper yapıp etrafı süzdü. O sırada önündeki kızlar şakalaşırken üzerine doğru sendelediler. Çarpmamak için refleksle geri adım attı—ve yanlışlıkla arkasındaki kişinin ayağına bastı.
O kişi You Yu’ydu. Sarsılan Chi Tang’ı kollarından tutup dengede kalmasını sağladı.
“Pardon, görmedim.”
“Önemli değil.”
Ancak You Yu’nun bembeyaz, tertemiz ayakkabılarında artık Chi Tang’ın belirgin bir ayak izi vardı.
You Yu’nun 3000 metre yarışı ve Chi Tang’ın uzun atlaması öğleden sonraydı. İlk olarak uzun atlama branşı başladı. Chi Tang sınıfta çok popüler biri sayılmazdı ama spor temsilcisi yine de birkaç kişiyi organize edip onu desteklemeye getirmişti. You Yu da oradaydı; göğüs numarasını almış, kenarda bekliyordu. Ayağında hâlâ o üzerinde ayak izi olan beyaz ayakkabılar vardı. Chi Tang göz ucuyla o izlere baktı.
O sırada bir öğrencinin adı anons edildi. Kız hızla koştu ama tam sıçrayamadığı için yüzüstü kuma kapaklandı. İzleyenlerden bir kahkaha yükseldi. Hakem öğretmen, “Üç hakkın var, moralini bozma, tekrar dene,” dedi. Kız tekrar denedi ama yine kötü bir sonuç alınca mahcubiyetle kenara çekildi.
Sırayla diğer öğrenciler atladıktan sonra beklenen anons geldi:
“1-B sınıfından Chi Tang, hazırlansın!”
Chi Tang derin bir nefes alıp kum havuzuna doğru ilerledi. Uzun boyu ve ince yapısıyla dikkat çekiyordu. Okul pantolonu yerine giydiği dar kotu, bacaklarını olduğundan da uzun gösteriyordu. Gençliğin o zarif ama enerjik duruşu, yaz gökyüzündeki kırılgan bir balon gibiydi. İleriye, hedefe odaklandı.
Ve koşmaya başladı.
Saçları ve ceketi rüzgârda savrulurken hızlandı. Sanki rüzgârın kanatlarına binmiş gibi havalandı ve sıçradı—
Çevirmen: Ucube Clumfy