Imprisoned in Eternal Night - Bölüm 9
Meğer o gece Huyan Malikânesi’nde karşılaştığı kişiler Gu Yunchi ve Lu Heyang’mış. Biri sapıkça bir performansa zerre tepki vermeyen bir sapık, diğeri ise bu performansı uyku müziği niyetine kullanan bir sapık… Wen Ran’ın zihnindeki itibarları buydu.
“Ne oldu?” Wen Ran’ın dalıp gittiğini gören 339 sordu.
“…Bir şey yok.” Wen Ran başını eğip kokpit kısmını sökmeye devam etti. Bir süre sonra 339’a sordu: “Küçük Efendi’nin her gece dışarıda ne haltlar karıştırdığını biliyor musun?”
339 haince sırıttı: “Tabii ki biliyorum, her türlü şeyi denerler.”
Zenginler için şaşırılacak bir durum değildi bu; onlar hayatı “büyük” yaşardı. Wen Ran’a göre asıl sorun kendi görgüsüzlüğüydü. Başını sallayıp işine geri döndü; ancak Gu Yunchi artık onun gözünde sadece duygusuz bir sapık değil, “uçkuru gevşek ve azgın bir sapık”tı.
Tam o sırada, “uçkuru gevşek azgın sapık” oyun oynamayı bitirip odadan çıktı. Wen Ran yerde çömelmiş haldeyken ona bir bakış attı, sonra bir daha baktı.
Gu Yunchi önünde durdu ve ifadesizce tepeden baktı: “Ne bakıyorsun?”
Bakışlar çakıştı… İşte bu, Huyan Malikânesi’ndeki o ilk karşılaşmadaki “köpeğe bakar gibi” bakıştı. Wen Ran’ın neden sürekli bir “deja vu” yaşadığışimdi belli olmuştu. Hemen başını eğdi ve suçlulukla fısıldadı: “Hiç…” Gu Yunchi’nin onu tanıyıp tanımadığından emin değildi ama görünüşe bakılırsa tanımamıştı.
Wen Ran başını eğdiğinde, ensesindeki yumuşak saçları ve boyunluğunun çevrelediği bembeyaz teni açığa çıktı. Gu Yunchi bir an oraya baktı, sonra uğraşmaya değmez bulup arkasını dönüp gitti.
Gu Yunchi “uçkuru gevşek azgın sapık” olsa da, modelini sökmesine izin verecek kadar cömert davranması her zaman minnet duyulacak bir şeydi. Sökme işlemi neredeyse on gün sürdü. Wen Ran her parçayı titizlikle işaretleyip sınıflandırıyor, bir yandan da sürekli çizim yapıyordu. Sonuçta ortaya çıkan teknik çizim destesi, sayfaları hızlıca çevirdiğinizde uçağın tam halinden sadece bir iskelete dönüşünü gösteren bir animasyon defteri gibi olmuştu.
Sökme işlemi bittiği an, 339 ekranında havai fişekler patlatarak kutlama yaptı. Dışarıda hava kararmıştı, saat gece yarısına yaklaşıyordu. Bugün Fang Teyze izinliydi, Chen Shuhui ve Wen Rui ise akşam yemeğine gelmeyecekti. Yarın hafta sonu olduğu için buraya gelemeyeceğinden, Wen Ran işi tek seferde bitirmek için biraz geçe kalmıştı.
Halı parçalarla doluydu. Haftaya montaj süreci başlayacaktı ve Wen Ran uzun zamandır hissetmediği bir heyecan içindeydi. Aslında bu heyecan on gündür sürüyordu; hatta dün gece Chen Shuhui onu durdurup neden bu kadar mutlu göründüğünü, Gu Yunchi ile aralarında bir ilerleme olup olmadığını sormuştu.
Wen Ran hazırlıksız yakalanınca sadece, “Son zamanlarda tavrı biraz yumuşadı,” diyebilecek kadarını söyledi. Gerçekte ise Gu Yunchi ile günlerdir tek kelime etmemiş, tüm vaktini modele harcamıştı.
“Aşçı senin için gece atıştırmalığı hazırladı. Onu ye, sonra şoförü çağırıp seni eve göndereceğim,” dedi 339.
“Gece atıştırmalığı mı?” Wen Ran aşçıyı zahmete sokmak istememişti.
“Hadi git ye, git ye!”
Atıştırmalık dedikleri nefis bir et çorbasıydı. Wen Ran birkaç kaşık içtikten sonra 339’a döndü: “Bana eşlik ettiğin için teşekkür ederim.”
“Sana eşlik etmeyi seviyorum,” dedi 339 gözlerini kırpıştırarak. “Sen geldiğinden beri kendimi yalnız hissetmiyorum. Biliyorsun, Gu Yunchi kimseyle konuşmaz, Aimee’nin de numarası yok… Hep çok canım sıkılıyordu.”
Wen Ran kendi uzun hastane günlerini hatırladı; gece gündüz süren o acı dolu yalnızlığı, korkuyu ve belirsizliği… Kimse ona sonucun iyi mi kötü mü olacağını söylememişti. 339’a gülümsedi ama bir şey diyemedi.
“A? Bugün neden bu kadar erken döndü ki?” 339 aniden kendi kendine mırıldanıp yemek odasından çıktı.
Wen Ran çorbasını hızla bitirip peşinden gitti. Salonun ışıklarının yandığını gördü. Gu Yunchi kendini koltuğa bırakmıştı; gömleği dağılmış, bir eli halıya sarkmış, diğer eliyle gözlerini kapatmıştı. Sabırsızca bir “Tch” sesi çıkardı: “Işıkları kapat.”
“Tamam, hemen.” 339 tüm ışıkları söndürdü.
Salon aniden koyu mavi bir karanlığa gömüldü, sadece bahçeden sızan ışıklar içeriyi aydınlatıyordu. Wen Ran fısıldayarak sordu: “Nesi var?”
339 da fısıltıyla cevap verdi: “Yine başı ağrıyor galiba, kronik bir rahatsızlık.”
Böyle bir durumda çekip gitmek aptallık olurdu. Wen Ran koltuğun yanına gidip çömeldi. Gu Yunchi’den yayılan alkol kokusunu ve yabancı bir parfüm esansını duyabiliyordu. Alçak sesle sordu: “Başın mı ağrıyor?”
Gu Yunchi elini gözlerinden çekti. Koyu renkli gözleri perçemlerinin arasından görünüyordu, bakışlarındaki huzursuzluk ise çok netti: “Hâlâ gitmedin mi?”
“Evet, bugün biraz geciktim.” Wen Ran dudaklarını büzdü. “Sana biraz masaj yapmamı ister misin?”
“Gerek yok, doktor gelir.”
“Şey… Ama alkol almışsın, doktor gelse bile sana ilaç veremez ki,” diye hatırlattı 339.
Gu Yunchi soğukça, “Seni ne ilgilendirir?” dedi.
“Hii” 339 bir ıslık çaldı ve başını başka yöne çevirdi: “Ne kadar da sert.” Sonra gizlice doktora mesaj atıp şimdilik gelmesine gerek olmadığını bildirdi.
“Bir süre yapayım, belki iyi gelir.” Wen Ran elini uzatmadan önce huzursuzca ekledi: “Ama sakın bana vurma.”
Gu Yunchi kaşlarını çatarak bıkkınlıkla sordu: “Sana hiç vurdum mu?”
“Hayır.” Daha fazla konuşursa gerçekten dayak yiyeceğini düşünen Wen Ran ağzını kapattı, halıya oturdu ve parmak uçlarını hafifçe Gu Yunchi’nin saçlarının arasına daldırdı. Ameliyat sonrası kendisi de çok baş ağrısı çekmişti, hemşirelerin ona yaptığı masaj noktalarını hâlâ hatırlıyordu.
Birkaç dakika boyunca dikkatle masaj yaptı. Gu Yunchi ters bir şey söylemediğine göre rahatlamış olmalıydı. Wen Ran biraz olsun gevşedi. 339 biraz ötede sanki uyku moduna geçmiş gibi duruyordu ama aniden kafasında şiddetli bir ışık patladı.
“Flaş kapamayı unutmuşum, hehe.” Gizli çekim yaparken yakalanan 339 mahcup olmuştu.
Gu Yunchi gözleri kapalı: “Git kahve öğüt.”
339 terledi: “…Bu sefer kaç kilo?”
“10.”
“…” Küfür etmemek için kendini tutan 339, duygu sömürüsü yapmaya çalıştı: “Küçük Efendi, bunca zamandır beraberiz, ben bizi hep bir aile gibi görmüştüm…”
Gu Yunchi sakin bir sesle cevap verdi: “Sen kim, aile olmak kim?”
“Vay be!” 339’un gururu kırılmıştı. Kalan son haysiyetiyle arkasına bakmadan mutfağa koştu: “Bitti! Bu hayatta seninle asla barışmayacağım!”
Mutfaktan gelen şiddetli kahve öğütme sesleri yükselirken Wen Ran dayanamayıp sordu: “Neden bu kadar çok öğüttürüyorsun?”
“Çok istiyorsan git sen yardım et.”
“…Vazgeçtim.” Wen Ran dürüstçe ekledi: “Zaten ellerim biraz ağrıyor.”
Aslında bütün gün ders çalışmaktan ve uçak sökmekten yorulduğunu kastetmişti ama bu, Gu Yunchi’nin kulağına “sana masaj yapmaktan ellerim yoruldu” şikayeti gibi geldi. Gu Yunchi, “Modeli sökerken hiç ellerin ağrımıyor gibiydi,” dedi iğneleyici bir tonla.
Wen Ran bu laf sokmaları artık duymazdan geliyordu. Model aklına gelince gülümsedi: “Uçağı sökmeme izin verdiğin için teşekkür ederim.”
Gu Yunchi bu minneti hiç umursamadı, gözleri kapalı tepkisiz kaldı. Ama Wen Ran, Gu Yunchi’nin sarhoşken karakterinin biraz daha “çekilebilir” olduğunu düşündü. Bir an durdu ve sordu: “Böyle bir hobiyi sıkıcı buluyor musun?”
“Senin gibi mi?”
Pekala, ne söylerse söylesin alay edilecekti; Wen Ran alışmıştı: “Doğru diyorsun.”
Biraz sonra Gu Yunchi konuştu: “Alt tarafı bir hobi, başkalarının ne düşündüğü kimin umurunda.” Ardından kaşlarını çattı: “Parçaları her yere yayacağını bilseydim, modeli doğrudan seninle beraber eve gönderirdim daha iyiydi.”
“Eve götüremem,” dedi Wen Ran aniden, sesi kısılarak. “Annem böyle şeylerle uğraşmamı sevmiyor.”
“Sonuçta ailenizin şu anki tek hedefi para toplamak,” dedi Gu Yunchi sakince.
Wen Ran’ın elleri durdu, kirpikleri titredi. Gu Yunchi’nin sözlerinde yanlış bir taraf bulamıyordu; hepsi doğruydu. Özür dilemek istedi ama Gu Yunchi’nin bu kelimeden bıktığını biliyordu. “Daha iyi misin? Odana gidip dinlenmelisin,” dedi.
Cevap gelmedi. Gu Yunchi doğruldu ve ayağa kalktı. Wen Ran yerde otururken bakışlarıyla onu takip etti. Gu Yunchi yanından geçti; çok sarhoş olmasa gerek, adımları sağlamdı. Yürürken sigara paketini çıkardı, bir dalı ağzına aldı ama hemen yakmadı; arka bahçeye doğru yürüdü.
Koyu mavi karanlığın içinde uzun ve mesafeli gölgesi köşede kayboldu. Wen Ran bir süre öylece kaldı, sonra çantasını alıp mutfaktaki 339 ile vedalaşmaya gitti.
Eve vardığında, bahçe kapısından girerken Wen Rui’nin arabasıyla karşılaştı. Abisinin camı indirdiğindeki ifadesinden ne diyeceğini anlamıştı. Eve girer girmez Wen Rui imalı bir şekilde sordu: “Gu Yunchi’nin evinde bu saate kadar ne yapıyordun?”
“Ödev,” dedi Wen Ran.
“Sadece ödev mi? Başka bir şey yok mu?”
Bu cümleyi Gu Yunchi duysa Wen ailesini o gece haritadan silerdi. Wen Ran kendine bir bardak su doldurdu: “O her gece dışarıda eğleniyor zaten.”
“Öyle tabii, birkaç kez ben de rastladım. Ama genelde sadece birkaç arkadaşıyla takılıyor, kalabalık ortamlara girmiyor,” dedi Wen Rui, Wen Ran’ın elindeki bardağı kaparak. “Onların çevresi çok kıymetlidir, her önüne gelen o ortama sızamaz.”
Wen Ran duraksadı: “Daha önce Huyan Malikânesi’nde ona rastlamış olabilirim.”
“Biliyorum,” dedi Wen Rui umursamazca. “Yoksa sana o kartı neden vereyim?”
Wen Ran sessiz kaldı. Demek her şey en başından planlanmıştı.
“İnsan işte… arzuları vardır ve bunları boşaltmak ister,” dedi Wen Rui bardağı bırakarak. “Gu Yunchi gibi bir adamın, hemen tatmin edemeyeceği hiçbir arzusu yok. Ama gel gör ki uyum konusunda çok seçici; uyumu yüksek olmayanlara karşı hiçbir şey hissetmiyor.”
Tuhaftır ki, Wen Rui ne zaman Gu Yunchi’nin bu özel durumundan bahsetse, Wen Ran içsel bir huzursuzluk duyuyordu. Kendine yeni bir bardak su doldurdu ve fısıldadı: “Öyle olmasa zaten sizin de şansınız olmazdı.”
“Şans sadece bizim değil, senin de dahil olduğun tüm Wen ailesinin,” dedi Wen Rui gülerek. “Geçen sefer sana Gu Yunchi’nin özel bir rahatsızlığı daha olduğunu söylemiştim, hatırlıyor musun?”
“Hatırlıyorum,” dedi Wen Ran. O zaman Wen Rui gizli tutacağını söylemişti.
Wen Rui elini uzattı, parmağıyla Wen Ran’ın elindeki bardağı dudağına doğru itti. Wen Ran’ı su içmeye zorlarken kulağına doğru eğildi ve fısıldadı. Wen Ran bir anda donup kaldı.
“Seks bağımlılığı.”
Yazarın Notu:
Gu Yunchi’nin seks bağımlısı olması hâlâ bakir olduğu gerçeğini değiştirmiyor. İlaçlarla kontrol altında tutuyor. “İnsan sevmezlik” böyle bir şeydir; zihni insanlardan nefret ederken vücudunun onlara tepki vermesi gibi bir durum söz konusu olmaz.