Eighteen’s Bed - Bölüm 5.3
Yemekhaneye vardığımızda, Go Yohan’ın beni yarı yolda bırakmayıp yanımda kalmasına o kadar sevinmiştim ki tepsisine kocaman bir yumurta rulosu koydum.
”……?”
Su içmekte olan Go Yohan, benimle gözleriyle konuştu. Bakışları önce yumurtaya, sonra tekrar bana kaydı. Ben de ona gözlerimle karşılık verdim. Bu, onu kendi tarafımda tutmak için verdiğim küçük bir rüşvetti.
Dudaklarımı kıvırıp gülümsedim. Anladı mı anlamadı mı emin değildim ama bakışlarımı yakalamak için başını eğdi ve benim gülümsememi taklit etti.
Masayı hiç temizlemeden bardağını öylece koyuverdi, masanın altına sular damlıyordu. Bunu bilerek yapmıştı. Go Yohan her zaman birilerine sataşmak, düzeni bozmak istiyor gibi davranırdı. Dökülen su yerde birikmeye başladı.
Doğru anı bekledim. Kafamda harika bir plan vardı. Sürekli otuzdan fazla insanın tepkilerini gözlemlediğim için böyle bir şeyi ancak ben akıl edebilirdim. Sıradan bir on sekiz yaşındaki çocuktan çok daha zekiydim. En azından, Kim Minho’dan daha zeki olduğum kesindi.
Kim Minho’nun kendi kazdığı kuyuya kendisinin düşmesini bekledim.
Kim Minho, tam 24 gün boyunca çok gürültü yapmış ve Han Taesan’la uğraşıp durmuştu. İşin tuhafı, Han Taesan ne ağladı ne öfkelendi ne de okula gelmemezlik etti, sadece başını öne eğip sustu. Bu 24 gün boyunca Go Yohan’a hep yemeğin en lezzetli yerini verdim. İkinci günde Go Yohan ne yapmaya çalıştığımı merak ediyor gibiydi, ama yaklaşık iki hafta sonra bu durumu sırıtarak kabul etmeye başladı.
Ve 25. günde harekete geçtim. Akşam dershanenin yakınlarında aniden Ahn Jisoo ile karşılaştığım günün ertesiydi. Her zamanki gibi Kim Minho gürültü yapıyor, yakalanmayacak şekilde ince ince Han Taesan’a sataşıyordu. Han Taesan ise her zamanki hareketini yaptı, kollarını masaya koyup yüzünü aralarına gömdü.
Sınıftakiler arkalarına dönüp dönüp Han Taesan ile Kim Minho’ya bakıyorlardı. Aralarında Ahn Jisoo da vardı, göz göze geldiğimizde herkesin duyabileceği şekilde derin bir iç çekti. Bu, benim için bir işaretti, ne kadar sinir bozucu olsa da artık harekete geçmemi söyleyen bir işaretti. Sonunda o an gelmişti. Konuştum.
”Minho, hadi ama artık kes şunu.”
Otuz altı çift gözün anında bana döndüğünü hissettim. Bir sıranın gıcırdama sesiyle birlikte, üzerimde oldukça rahatsız edici bir bakış hissettim. Bu kesinlikle Han Taesan olmalıydı. Tiksinti hissi boğazıma kadar yükseldi.
”Ha? Kim dedi onu bana? Kang Jun mu? Vay canına, çok ciddiyiz. Yoksa bana racon mu kesiyorsun? Hey, Kang Jun’un beni azarlamaya çalıştığını gördünüz mü? Oh, çok korktum.”
”Şaka yapmıyorum.”
Kim Minho’nun heyecanlı tavrıyla yükselen o sınıf atmosferi bir anda buz kesti. Ben ciddileşince onun da yüzündeki o sırıtan ifade yok oldu. Birden elinde tuttuğu kitabı sertçe fırlattı. Tam bir gösteriş meraklısı. Oturduğum yerden Kim Minho’nun suratına baktım.
”Ne yani? Şimdi de bana mı sarıyorsun?”
”Dışarıda konuşalım.”
Kim Minho’ya yaklaştım, kolundan tuttum ve kısık bir sesle fısıldadım. Sesimin gizli kalmasını istemiyordum, aksine herkes duysun istiyordum. Neyse ki tam da umduğum gibi tepki verdi. Elimi sertçe itip bana dik dik baktı.
Ah, bu kadar aptal olması ne büyük bir rahatlıktı.
”Bırak be. Ne dedin sen az önce? Bana ders mi veriyorsun? Vay anasını. Sen beni azarlıyor musun yani?”
”Kim Minho, yeter artık dedim.”
”Kim Minho, yeter artık dedim ha? Siktir, tepeden bakıp durma lan bana. Sen kimsin ki, bir hiçsin oğlum sen.”
”Dışarıda konuşalım.”
”İstemiyorum lan. Ne yapacaksın, ne gelebilecek elinden?”
”Sınıftaki havayı görmüyor musun? Bu zorbalık oyununu daha ne kadar sürdüreceksin? Bir ay yetti artık. Her şeyin bir sınırı var. Dönem neredeyse bitti zaten. Tatilde istediğin kadar saçmalayabilirsin. Burada olay çıkarmanın kime ne faydası var? Sınıfta huzursuzluk yaratmayı bırakalım.”
İçimden yükselen o doğal aşağı görme hissini bastırarak, sınıftakileri çok önemsiyormuş gibi rol yaptım.
”Siktir git lan, Kang Jun, ne kadar sahtekarsın. Vay be, senin böyle bir aziz olduğunu hiç bilmezdim! Kendini ne sanıyorsun sen? Bana ne yapacağımı söyleyecek adam mısın lan sen? Madem bugüne kadar izliyordun, izlemeye devam etsene oğlum!”
”Haah.”
Derin bir iç çekip elimle alnımı ovuşturdum. Kim Minho bunu bir düşmanlık belirtisi olarak algıladı.
”Ne o? Han Taesan’ı görünce senin de mi için kıpır kıpır oldu? Ha, doğru ya. Sen eskiden Han Junwoo ile arkadaştın, değil mi?”
”Vay be, gerçekten çok acınası. Go Yohan’ın onu neden takmadığına şaşmamalı. Kim Minho nerede duracağını hiç bilmiyor.”
”……”
Ama ben sesimi asla yükseltmedim.
Kim Minho da tıpkı Park Dongcheol gibi etrafında olup bitenden tamamen habersizdi. Final sınavlarına iki hafta kalmıştı ve bizim okulumuzda hem zengin hem de fakir öğrenciler vardı. Hali vakti yerinde olan ailelerin çocukları, sürekli bir not baskısı altında yaşıyorlardı; bu, Kim Minho’nun da anlaması gereken bir şeydi. Onların dünyasında, onun bu mahalle kabadayısı tavırlarından çok daha korkunç şeyler vardı. Tabii ki fakir Kim Minho bunu bilmeyebilir ya da umursamayabilirdi ama böyle bir durumun yaşanabileceği ihtimalini tamamen göz ardı etmişti.
”Sınıfın sahibi olduğunu mu sanıyor bu?”
Sınıfın ön tarafından gelen cesur bir ses sessizliği bozdu. Sonunda birisi daha fazla dayanamayıp patlamıştı.
İlk adım atıldıktan sonra gerisi kolaydı. Ben ilk hamleyi yapmıştım ve benden daha az cesur olan biri de konuşmuştu. O kişi Ahn Jisoo’ydu. Sınıf birincisi Ahn Jisoo’nun bu sözlerinin ardından, baraj kapakları açılmış gibi peş peşe tepkiler yükselmeye başladı.
“Gidip dışarıda halletsenize işinizi, burada milletin kafasını şişireceğinize?”
”Harbiden ya, ortalığı geren kim belli.”
”Millet! Sessiz olun! Hoca geliyor.”
”Ah, Kim Minho zaten hep böyle yapıyor. Çok sinir bozucu.”
”Hey, herkes sussun. Hoca geliyor diyorum!”
Söylenenlerin arasında Hong Huijun da vardı. Eskiden Han Junwoo’nun grubundaydı ama sonra yolları ayrılmıştı. Hong Huijun, Kim Minho’yu iyi öğrencilerinkinden çok daha sert bir dille eleştiriyordu.
”Doğru.”
Fısıltıların arasında, hemen yanı başımdan gelen kısık bir ses kulağıma çalındı. Bakışlarımın hedefinde sinsi sinsi sırıtan Go Yohan vardı. Her zamanki alışkanlığıyla başparmağını köpek dişine bastırarak konuşmaya devam etti.
”Diğerleri haklı. Minho, çok ileri gittin.”
”Lan siktir git, Go Yohan. Sen kimin tarafındasın be?”
”Eee, diğerlerinin kızmakta haklı sebepleri var gibi görünüyor. Bir öğrenci sınıfın çalışma ortamını bozmamalı, değil mi?”
Parmağını ısırarak muzipçe güldü. O gülüşü görünce içimde garip bir gurur ve sevinç dalgası kabardı. Neredeyse kahkahayı basacaktım. Go Yohan’ın bu kadar kıvrak zekalı olması ne büyük bir şanstı. Daha da şaşırtıcı olanı, Lee Seokhyeon’un da beni ve Go Yohan’ı desteklemesi oldu.
”Aynen öyle. Şaka yapacaksan bile biraz ortama göre yap oğlum.”
”Ne? Lee Seokhyeon, sen de mi lan—”
Kim Minho öfkeden kıpkırmızı kesilmiş, soluyup duruyordu. Tam ağzını açıp küfrü basacaktı ki, Go Yohan aniden ayağa kalktı, koridora çıktı ve hiç beklenmedik bir şekilde yan sınıfın kapısını açıverdi.
”Hocam! Kim Minho etüt saatinde çok gürültü yapıyor!”
Durum tamamen absürttü. Yan sınıftan çıkan hoca, okulun o meşhur katı beden eğitimi öğretmeniydi ve Go Yohan dışarıdan pişkin pişkin sınıfın içindeki Kim Minho’yu işaret ediyordu.
”İşte bu. Çok ses yapıyor. Lütfen şunu bir azarlayın hocam.”
Beden eğitimi hocasının zaten derslerini sürekli eken Kim Minho’ya karşı bayağı bir dolmuşluğu vardı. Durumu hiç sorgulamadan onu kolundan tutup dışarı çekti; bir daha ders ortamını bozarsa ailesini okula çağıracağına dair koridorda avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. Ve işte bu kadar, mesele çözülmüştü. Koridorda dikilmiş pencereden dışarı bakarken, Kim Minho bana dik dik gözlerini dikmişti.
Geri zekalı. İstediğin kadar dik dik bak, neye yarar ki? Kim Minho’nun benden nefret edip etmemesi zerre umurumda değildi. Önemli olan, artık diğer sınıftakilerin de onu içten içe dışlamaya başlayacak olmasıydı. Sonuç beklediğimden de iyi olmuştu. Lee Seokhyeon’un araya gireceğini asla tahmin etmezdim.
Peki ya Go Yohan? Dürüst olmak gerekirse, Go Yohan’ın bana yardım edeceğine dair içimde gizli bir güven vardı. Nedenini tam olarak bilmiyordum ama sadece öyle hissetmiştim. Neden böyleydi ki? Kafam keyifli bir kafa karışıklığıyla doluydu. Ama hiçbir şey olmamış gibi davrandım, usulca yerime oturup soru bankamı çözmeye devam ettim.
Fakat ne yazık ki, bu yaptığım hareket hiç haz etmediğim birini fazlasıyla mutlu etmiş gibi görünüyordu. Temizlik zamanı bir iş için koştururken Han Taesan’la karşılaştım. Han Taesan konuşmadan önce uzun bir süre tereddüt etti.
”…Teşekkürler.”
Başını öne eğip tırnaklarıyla oynayışını izlerken içimden dilimi şaklattım.
”Teşekkür mü? Asıl daha önce yardım edemediğim için benim özür dilemem gerek.”
”Yok, hayır… gerçekten, benim için, gerçekten… çok teşekkür ederim.”
”O kadar minnettar olma. Önemli bir şey değil.”
Sanki senin için yaptım şerefsiz. Şans eseri bu durumdan yararlandın işte. Egoya bak. Kusasım geliyor.
Sınıftaki o huzur ortamı bitecek gibi durmuyordu. Final sınavları bitene kadar bile bu durum sürdü. Han Junwoo hâlâ okula dönmemişti. Yine de Kim Minho sınıfın arkasında o eski gürültücü hallerine geri dönemiyordu.
Aslında sınıfın havasını değiştirmek için birkaç kez hamle yapmaya çalıştı ama tüm çabaları boşa çıktı. Kim Minho ne zaman ağzını açacak olsa hemen bir eleştiri yağmuruna tutuluyordu. Bu eleştirilerin çoğunu da onu bozmak için can atan Hong Huijun yapıyordu. Diğerleri ise o günkü kadar olmasa da Kim Minho’yu tersleyecek kadar mantıklı davranıyorlardı.
Her halükarda, bu dışlama durumu geçiciydi ve Kim Minho’nun fiyakalı bir dönüş yapacağı aşikardı. Bir anlığına sendelemiş olabilirdi ama onu tamamen bitirmek öyle kolay değildi.
Durumdan en çok memnun olanlar ise öğretmenlerdi. Kim Minho’nun sesinin kesildiğini görünce, bunu fırsat bilip dırdır etmeye başladılar.
”Evet, Minho. Artık son sınıfsın, hadi biraz ciddileşip derslerine odaklan.”
”Aman, her neyse.”
”Okulumuzun bu yıl akademik başarı ödülü aldığını biliyorsun, değil mi? Bu yıl çok önemli. Ders çalışan çocukların dikkatini dağıtma da kendine çeki düzen ver.”
Açıkça “sen ders çalışamayan vizyonsuzun tekisin” diyorlardı yani. Kim Minho çenesini kapattı, gürültülü bir şekilde çantasından bir kitap çıkarıp masanın üzerine fırlattı. Çıkan ses herkesin dikkatini yeniden onun üzerine çekti. Oh, cidden ama. Öfkeli olduğunu bu kadar da belli etmezsin yani. İnanamayarak başımı iki yana salladım; Go Yohan ise arkasına yaslanıp sırıttı.
”Kim Minho, kitapları fırlatıp durma.”
”Sana ne lan, siktir git.”
”Siktir git mi?”
”…”
”…Sen az önce bana ‘siktir git’ mi dedin?”
”Yok, öyle demek istemedim… Ah, hadi ama. Şakaydı. Şaka yaptım be. Niye bu kadar ciddiye alıyorsun ki, manyak herif.”
”Yohan, Minho, ikiniz de sesinizi kesin!”
Hoca yumruğunu yazı tahtasına vurarak bağırdı ama Go Yohan dik duruşunu bozmadan, sessizce Kim Minho’ya bakmaya devam etti. Ortamdaki o gerginliği sezen Kim Minho sonunda tamamen sesini kesti. Ancak o zaman Go Yohan başını çevirip hocaya baktı.
”Ne komik bir ezik…”
Sessizliğe gömülen o kaybedene bakıp içimden alay ettim. Hayatın boyunca bir zavallı olarak yaşa git pislik.
”Bu kadar komik olan ne?”
”Ha?”
Aniden, sol kulağımın dibinde kısık, yumuşak bir ses belirdi. Sanki bir bıçak sol boynumdaki kası boydan boya kesip geçmiş gibi hissettim. Sol kolumdaki bütün tüyler diken diken oldu. Az önce rahatça hareket eden vücudum bir anda kaskatı kesilmişti. Bu şokun içinde dişlerimi sıktım ve sağ elimle ağzımı kapattım. Acaba beni duymuş muydu?
”Çok eğleniyor gibi görünüyorsun.”
[ Çeviren: Nkys⭐️]
Ben Bu psikopatları okumam abi 😨
Oku oku..
novel icin tesekkurler ama manhwasi guncel var mi biliyo musunuz
manhwasi 1. sezon bitti diye biliyorum, sitemize eklemeyi dusunuyoruz 🫶🏻
Bölüm ne zaman geleck
Bu taesan salak bildiğin Junwoo zaten malın teki sen kalk bide çocun evine git herkes mi mal olur bi seride o matchalı dondurmayı alnıma basıp şimdi kendimi beyin felci edecem yeter ya yeter
YENİ BÖLÜM GELSİN PLS YOHAN GELİP JUNA BAKICAK MI MERAK EDİYORUM SPOİ DE KABULÜMDÜR
Ya birsey dicem bunlar cok mu psikopat? Akil sagligimin (yok aslında) bozulmasını istemiyorum
Hayir onlar psikopat ama yine sevilmeyi (okunmayı) hak ediyorlar dimi caykimki bu yüzden bozulmaz oku oku
Ay Türkçesi burda varmışş. Elinize sağlık ayol
Rica ederiz ayol