Eighteen’s Bed - Bölüm 5.2
“Neden yine ben?”
Kitaplarını öğretmenler odasına götürmem için bıraktıkları o arsız ricayla sınıftan çıktılar. Lanet olsun. Yavaşça ayağa kalkıp öğretmenin masasına doğru yöneldiğimde, yanından geçtiğim Kim Minho laf attı.
“Cidden, o kadar iyisin ki öğretmenler seni resmen piyon gibi kullanıyor.”
“Kes sesini.”
Kim Minho’ya uyarıcı bir bakış fırlattım.
Karşı çıkacak ne bir sebebim ne de gücüm olduğundan, bu ricayı kabul edip öğretmenler odasına gittim ve dönüş yoluna geçtim. Tam o sırada tuvaleti kullanmam gerekti.
Öğretmenler odasının yanındaki tuvalet aslında sadece öğretmenlerin kullanımı için değildi. Asıl öğretmenler tuvaleti idari ofisin yanındaydı, ancak orası birinci katta olduğundan ikinci sınıf öğretmenleri için kullanışsız kalıyordu. İkinci sınıfların derslikleri ise en üst katta, yani dördüncü kattaydı. Bu yüzden öğretmenler, doğu ve batı koridorunu bağlayan ve öğretmenler odasına en yakın olan bu tuvaleti, sanki kendi özel tuvaletleriymiş gibi benimsemişlerdi. Aynı nedenden ötürü, öğrenciler de öğretmenler odasının yakınındaki bu tuvaleti pek kullanmazlardı.
‘Öğretmenler odasının yanındaki tuvaleti’ kullanmak, sadece öğretmenlerin verdiği ayak işlerini tamamlayan örnek öğrencilere mahsus bir ayrıcalıktı.
İşte bu yüzden burayı kullanmayı tercih ediyordum. Gizlice itiraf edeyim; şu an bile erkekler tuvaletine girerken içimde tuhaf bir huzursuzluk hissederim. Bu, ergenliğe girdiğim ve cinsel utangaçlığı ilk kez deneyimlediğim günden beri taşıdığım bir histi.
Tam kapıyı açmak üzereydim ki.
“Kes sesini.”
Olduğum yerde kaldım ve nefesimi tuttum. Kapının diğer tarafından çok tanıdık bir ses geliyordu.
“O herifin artistlik tasladığını gördün mü? Cüce pislik.”
“Deli misin, az önce Kang Jun’un taklidini mi yaptın? Birebir aynısı oldu.”
“Şu Kang Jun denen çocuk… Sinsiliğin kitabını yazmış resmen. Birinci sınıftayken Han Junwoo’nun dibinden ayrılmazdı, ama ne zaman ki Han Junwoo Yohan’ın gölgesinde kaldı, çaktırmadan taraf değiştirdi. Tam bir yarasa değil mi? Onun böyle kasım kasım kasılarak ortalıkta dolanmasını izlemek çok utanç verici. Kahretsin, bu çocukta sevilecek ne var? Çok zayıf görünüyor ve sadece arkası sağlam olduğu için sesini çıkarabiliyor. Seni de hasta etmiyor mu?”
“Eee, o kadar da değil. Dürüst olmak gerekirse, Kang Jun bizim okulun en yakışıklılarından biri değil mi? Üstelik zengin ve zeki. Han Junwoo da bu yüzden onunla takılıyordu zaten.”
“Onunla takılıyor muydu? İşine yaradığı için onu kullandı. Han Junwoo ile takılan herkes bilir ki Kang Jun sadece onun arkasını toplamak için oradaydı.”
“Ama Yohan, Kang Jun’u seviyor gibi görünüyor.”
“Lafımı kesmeyi bırak da kapa çeneni. Siktir git. Sen kimin arkadaşısın?”
“Tabii ki bizim Minho’nun arkadaşıyım. Dürüst olmak gerekirse, Kang Jun bizim gruba sadece sonradan kaynayan biriydi. Mutlu oldun mu şimdi? Hey, ne oldu? Küstün mü? Küstün mü yoksa?”
Bu ses, daha bir saat önce sınıfın arkasında benimle neşeyle sohbet eden sesin ta kendisiydi.
“Her neyse, o çocuğa gerçekten katlanamıyorum. Tam bir fırsatçı.”
“Fırsatçı mı? Sen böyle büyük kelimeler bilir miydin?”
“Ah, lanet olsun! Lee Seokhyeon! Lafımı kesmeyi bırak da söylediğim şeye odaklan!”
“Tamam, Kang Jun’dan hoşlanmıyorsun ama bu konuda ne yapacaksın? Elinden ne gelir?”
“Dürüst olmak gerekirse, sadece biz takılırken daha eğlenceli değil miydi? Ben, Yohan, sen ve Kim Seokmin. Ama sonra Kang Jun ve o ezik Park Dongcheol aramıza katıldı. Bu da neyin nesi?”
“Ama Park Dongcheol, Seokmin ile yakın. Seokmin’in hatırına ona biraz müsamaha göster.”
Kim Minho’nun kapının arkasından homurdandığını duyabiliyordum. Bir an için düşünüyor gibiydi, ama sonra o pürüzlü sesi sert bir itirazla patladı.
“Ah, imkanı yok! O çocukta zerre algı yok. Algı sıfır. Seokmin’in Park Dongcheol’u ne kadar sinir bozucu bulduğunu biliyor musun? Çocuk hâlâ ortaokulda yakın olmalarına güvenerek peşini bırakmıyor. Seokmin dün bana Park Dongcheol’un sürekli arkasından kuyruk gibi dolandığını ve bunun canını sıktığını söyledi. Park Dongcheol kendi arkadaşlarıyla takılmalı, neden aniden bizim aramıza girmeye çalışıyor ki…?”
“Doğru, Choi Donghwan ve Hong Huijun tamamen dışarıda kaldı. Hiç sadakat yok.”
“Kesinlikle! Bizimle yakınlaşmaya çalıştıkları o kadar belli ki, iğrenç.”
“Park Dongcheol harbi çok sinir bozucu. Hiç eğlenceli değil ve onun yanında olmasından kazanacağımız hiçbir şey yok. Keşke durumu anlayıp gitse. Dün bizimle internet kafeye gelmek istediğini söyledi, tüylerim ürperdi. Sadece kendi aramızda takılmak istediğimizi göremiyor mu?”
“Sana söyledim, o çocukta algı yok. Dürüst olmak gerekirse, bence Kang Jun da durumu anlayıp gitmeli. Yohan sadece kibar olduğu için Kang Jun’u kabul ediyor. Park Dongcheol ipucu alamayacak kadar aptal olsa bile, Kang Jun kesinlikle durumun farkında ama yine de yapışıp kalıyor. Bu ürkütücü değil mi?”
Kim Minho’nun tuvaletin içinden dışarı doğru yürürken çıkardığı ağır ayak sesleri yankılandı.
“Hey. Ellerini yıkamayacak mısın?”
“Kirli değil, aptal.”
“Iyy, iğrenç.”
“Nasılsa sigara içtikten sonra yıkayacağım, neden iki kez uğraşayım ki? Tam bir hamallık. Aslında bu sağlığın için daha zararlı. Sigara ister misin?”
“Olur. Kazan dairesine gidelim.”
“Hey, bekle. Ellerini yıkamayacak mısın?”
“Sonra yıkarım. Şu an çok üşeniyorum.”
“Vay be, tam bir dostsun.”
Sesleri kapıya yaklaştığında, ben çoktan karşıdaki kapının arkasına saklanmıştım. İki çift ayak sesinin hızla merdivenlerden aşağı indiğini duydum. Saklandığım yerden çıktıktan sonra, hiçbir şey olmamış gibi tuvalete girdim ve asıl işimi hallederken kendi kendime düşündüm.
“Demek Kim Minho ve Lee Seokhyeon. Benden hoşlanmayan tipler.”
Ne korkuyordum ne de endişeliydim. Bu, erkeklerin mart ayından mayıs ayına kadar içinden geçtiği sıradan hiyerarşi savaşlarından başka bir şey değildi. Sağlam alt kademelerden bir veya iki kişiyi kaybetmek pek bir şeyi değiştirmezdi. Ama zirvede durum farklıydı. Han Junwoo’nun tepedeki yerinin boşalmasıyla piramit sarsılmış ve güç savaşları yeniden başlamıştı. Az önce bu gerçeği doğrulamış oldum. Ve başka bir şeyi daha doğruladım.
Lavaboda ellerimi yıkarken aynadaki kendime baktım.
‘Onunla takılıyor muydu? İşine yaradığı için onu kullandı. Han Junwoo ile takılan herkes bilir ki Kang Jun sadece onun arkasını toplamak için oradaydı.’
Siktir.
Tuvaletten çıktım ve doğrudan sınıfa döndüm. Her zamanki gibi, bir sonraki ders için kitabımı çıkardım. Kitabın keskin kenarı avucuma sürtündü. Ah. Aniden hissettiğim sızlamayla avucuma baktım. Tırnak şeklinde bir çizik vardı ve etrafındaki deri kızarmıştı. Elimi sıkıp bıraktıktan sonra sırama oturdum.
Ders başlamadan hemen önce, Kim Minho ve Lee Seokhyeon üzerlerinden buram buram sigara kokusu yükselerek içeri girdiler. Sınıfın arkasındaki dolabını karıştıran Kim Minho, aniden dönüp bana sordu.
“Kang Jun, Kang Jun. Bir sonraki ders ne?”
“Sonraki mi? Sosyal Bilgiler.”
“Kahretsin, yine rüyalar alemine dalacağım. Ah, resim dersi ne zamandı? Resim harbi en iyisi.”
“Resim çarşamba günü, ama o gün serbest çalışma olacağını duydum.”
“Gerçekten mi? Harbi mi? Siktir, bu felaket iyi işte.”
“Evet, harika.” Başımı salladım. Ve böylece dördüncü ders başladı.
Sosyal bilgiler öğretmeninin uzaklardan gelen cılız sesi düşüncelerimin arasında kaybolup gidiyordu. Parmağımla çenemi ovuşturdum. Sonra, önümdeki otuzdan fazla kafaya baktım. Acaba onların arasında kaçıncı sıradaydım? Bu kare odanın içinde, bazen o aptalca sıralama okul notlarından bile daha önemli olabiliyordu.
Şimdi, tartışmasız bir numara Go Yohan’dı. Eskiden Han Junwoo ve Go Yohan’a ikiz yıldızlar denirdi, ama gerçekte Han Junwoo’nun üstü kapalı olarak Go Yohan’dan daha üstte olduğu kabul edilirdi. Han Junwoo, bronz teniyle diğer erkeklerin kıskandığı o popüler çocuk profilinin vücut bulmuş haliydi; Go Yohan ise sağı solu belli olmayan ve tuhaf bir inek tarafı olan biriydi.
Ben o sıralamaya hiçbir zaman girememiştim bile. Kim Minho haksız sayılmazdı. En önemli şeyler güç, para ve inkar edilemez bir prestijdi.
Her zaman böyle olmuştu. Sadece gücü olan bir çocuk, geleceği olmayan bir çöp gibi alttan alta hor görülürdü; sadece parası olan çocuk ortak bir cüzdana dönüşürdü ve sadece yakışıklı bir yüzü olan çocuk bir tabela muamelesi görürdü. Bazen, bana olduğu gibi, sadece kibirli bir yüze sahip olduğun için seni aşağılarlardı.
Dürüst olmak gerekirse, sahip olduğum kaynaklar olağanüstü değil, sadece ortalamanın biraz üzerindeydi. O konuma tırmanabilmemin tek sebebi tamamen algılarımın açıklığı ve Han Junwoo’ydu. Han Junwoo’nun yakın arkadaşı olmak—bazen bu etiket her türlü yetenekten daha kullanışlı olabiliyordu.
Ama sonra Han Junwoo düştü. Onunla birlikte Hong Huijun, Choi Donghwan ve Park Dongcheol’un da konumları tepe taklak oldu. Ve bugün, Kim Minho bu hükümden benim de kaçamayacağımı açıkça ortaya koymuştu. Yine de o üçünün aksine, ben dibe vurmadım ya da görmezden gelinmedim. Sebebi ise eskisiyle aynıydı. Çünkü Go Yohan’ın arkadaşıydım.
Başımı çevirip yanımda oturan Go Yohan’a baktım. Bir noktada yanıma oturmaya başlamıştı ve şimdi burası onun resmi sırası gibi görünüyordu. Derse konsantre olmuş gibiydi, ama yakından bakınca uykusu varmış gibi gözlerini yavaşça kırpıştırıyordu. Onu öyle görmek dudaklarımın kenarını yukarı kaldırdı. Çenemi elime yasladım ve parmaklarımla yanağıma vurdum.
Evet, en kesin yöntem en klasik olanıdır. Tıpkı Kim Minho’nun sınıfın arkasından yüksek sesle bölgesi işaretlemesi gibi.
Başımı tekrar öne çevirdim.
“Ah, siktir…”
Sinir bozucu bir şekilde, Han Taesan başını çevirmiş bana bakıyordu. Bunu belli etmek isteseydi ancak bu kadar net yapabilirdi. Göz göze geldiğimiz an, o büyük gözleriyle sanki saate bakıyormuş gibi zamanı kontrol ediyormuş numarası yaptı. Ne saçmalık ama. Uzun saçları boynunu dağınık bir şekilde kapatıyordu. Üniformasının yakası ile saçlarının arasında mavimsi bir morluk vardı.
Şiddetin izlerini görmek canımı sıktı, bu yüzden kitabımın sayfalarını sertçe çevirdim. Sayfaların yırtılacakmış gibi çıkan sesi stresimi atmama yardımcı oldu. Pekâlâ. Tekrar derse odaklandım. Sosyal bilgiler öğretmeninin cılız sesi kulaklarımda yeniden yükseldi.
O olaydan beri değişmeyen tek bir şey varsa, o da öğle yemeği saatiydi. Dersin bitmesine beş dakika kala Kim Minho, Go Yohan’a buruşturulmuş bir not fırlattı. Not uçtu ve benim üzerime düştü. Şansıma tüküreyim. Neden önce ben okumak zorundaydım ki?
Önemli bir şey değilmiş gibi davranarak notu açtım.
<Yohan, Yohan. Dersten sonra hemen yemekhaneye gel. Hemen tamam mı?>
Eğer üçüncü dersten önce olsaydı, hiç düşünmeden nota bakar geçerdim ama şimdi sadece sinir bozucu geliyordu.
“……”
Notu buruşturmadan Go Yohan’a uzattım. Go Yohan okuduktan sonra sanki zerre umrunda değilmiş gibi notu yere fırlattı. Net bir reddediş. Ama pes etmeye niyeti olmayan Kim Minho, sınıftan çıkmadan hemen önce kapıyı tuttu ve bağırdı.
“Go Yohan! Hadi gidelim! Koş!”
Go Yohan’ın ona verdiği tek karşılık orta parmak oldu.
“Kendin koş, domuz.”
Kim Minho, Go Yohan’ın bu cevabı karşısında bir anlığına nutku tutulmuş gibi kaldı ama hemen ardından küfrederek, sanki acil bir şey bekliyormuş gibi yemekhaneye doğru fırladı. Park Dongcheol da arkasından hızla takip etti.
“Hey! Beklesenize be! Ah, lanet olsun. Bu pislikler bekle deyince hiç beklemiyorlar zaten…”
Ve böylece, masayı sadece ben ve Go Yohan paylaşmaya devam ettik. Bugünden önce de benzer günlerin olduğuna eminim. Eğer Go Yohan, Kim Minho’nun peşinden gitseydi, yemeğimi yalnız yiyor olacaktım. Ya da belki Park Dongcheol gibi, dersten sonra arkalarından tuhaf bir şekilde sürüklenecek ya da bir yerlerde saklanıp ekmek kemirecektim. Beni en çok sinirlendiren şey ise, hiç farkında bile olmadan yokuş aşağı gittiğimi idrak etmekti.
[Çeviren: Nkys⭐️]
Ben Bu psikopatları okumam abi 😨
Oku oku..
novel icin tesekkurler ama manhwasi guncel var mi biliyo musunuz
manhwasi 1. sezon bitti diye biliyorum, sitemize eklemeyi dusunuyoruz 🫶🏻
Bölüm ne zaman geleck
Bu taesan salak bildiğin Junwoo zaten malın teki sen kalk bide çocun evine git herkes mi mal olur bi seride o matchalı dondurmayı alnıma basıp şimdi kendimi beyin felci edecem yeter ya yeter
YENİ BÖLÜM GELSİN PLS YOHAN GELİP JUNA BAKICAK MI MERAK EDİYORUM SPOİ DE KABULÜMDÜR
Ya birsey dicem bunlar cok mu psikopat? Akil sagligimin (yok aslında) bozulmasını istemiyorum
Hayir onlar psikopat ama yine sevilmeyi (okunmayı) hak ediyorlar dimi caykimki bu yüzden bozulmaz oku oku
Ay Türkçesi burda varmışş. Elinize sağlık ayol
Rica ederiz ayol