Eighteen’s Bed - Bölüm 5.1
Eve vardığımda çantamı yere bıraktım ve özel ders öğretmenimin gelmesini bekledim. Bu esnada tek başıma ders çalıştım. Ancak son zamanlarda, alışılmışın dışında evde olan anne babamla sohbet eder olmuştum.
Ticaretle uğraşan annem ve babam, normalde yılın yaklaşık 300 günü evden uzakta olurlardı. Gelgelelim, Han Junwoo götürüldüğünden beri, birkaç gün sonra ülkeye dönüş yapmış ve o zamandan beri de evde kalmaya başlamışlardı. Ve eve geldiğimi gördüklerinde bana söyledikleri ilk şey şu oldu:
”Oğlum. Sizin sınıfta şiddet içeren bir olay yaşandığını duyduk. İyi misin?”
Annemle babam her gün işe gidiyor olsalar da, bir şekilde etrafımda olup bitenler hakkında çok hızlı bilgi topluyorlardı. Muhtemelen diğer velilerle iletişim halindeydiler. Girişte ev terliklerimi giydim. Antreden oturma odasına doğru yürürken, annem hemen yanı başımdan ayrılmıyordu.
“Ben mi? Evet, iyiyim. Bana hiçbir şey olmadı.
“Hayır demek istediğim, arkadaşın. Şu çocuk.”
“Aa, Junwoo…”
“Junwoo?”
Televizyonu duyabiliyordum. Bu babamdı, çok iyi duyamadığı için her zaman elektronik aletlerin sesini oldukça yüksek bir şekilde açardı Bizim konuşmamızı duyduğunda ise televizyonun sesini kıstı.
“Junwoo kim?”
“Biliyorsun, Jun’un arkadaşı olan şu esmer uzun çocuk.”
“O çocuğu daha önce görmüş müydüm?”
“Biliyorsun tabii, ‘o şirketin’ çocuğu.”
“Oh.”
Babam direkt olarak yüzünü ekşitti.
“Evet, onu gördüm ama pek de hatırlamıyorum.”
“Tipi esmer bir çocuk ve uzun da bir çocuk.”
“O zaman o’dur. Tamam, doğru doğru.”
“Bayağı kötü yaralandığını duydum?”
“Biraz… Geçenlerde onu hastanede ziyaret ettim.”
“Hah. Aferin.”
Gerçekten yaptığım doğru muydu? Övgü dolu cümlelere rağmen kendimi huzursuz hissediyordum.
“Hâlâ onunla sık sık takılıyor musun?”
Neden bana olan saygılarının seviyesi giderek düşüyormuş gibi hissediyordum?
“İşte, öylesine…”
“Şey, sınıf arkadaşlarınla aranın iyi olması güzel tabii… Bak oğlum, canının çektiği, yemek istediğin bir şey var mı?”
“Pek yok. Neden ki? Bir şey mi oldu?”
“Ondan değil. Sana tamamen güveniyorum oğlum. Gerçekten.”
“Yok, bu konuda net olmam lazım. Oğlum, o arkadaşına da sen çok fazla yanaşma. Baban endişeleniyor.”
Televizyonun sesi artık adeta bir fısıltıya dönüşmüştü. Babam vücudunu bana doğru çevirdi ve konuştu.
“Yurt dışına falan gitmeyi mi planlıyor? SAT sınavlarına mı hazırlanıyor?”
“Bilmiyorum. Hiç öyle bir şeyden bahsetmedi.”
“O zaman ne halt etmeyi planlıyor bu çocuk? Hatırladığım kadarıyla Bay Han’ın oğlunun derslerle arası hiç iyi değildi. Sürekli kavgalara karışırdı. Evet, o velet. Ondan hiçbir zaman hoşlanmamıştım. Jun, senin neyin eksik ki onunla düşüp kalkıyorsun? O arkadaşının yaptıklarından etkilenmeni istemiyorum.”
“Bu doğru, baban bu konuda haklı. Seni gecenin ortasında bile arardı önceden… Yardımcımızdan her şeyi duydum. Sana güveniyorum Jun, ama dürüst olmak gerekirse seni kendinden küçük ve altta görmese bunları yapamazdı diye düşünüyorum.”
İnanabiliyor musunuz? Omuzlarım çöktü. Çantamın askısı, esen hafif rüzgarla omzumdan yana doğru kaydı. Bu beklenmedik değişim beni şaşkına çevirmişti. Geceleri gizlice dışarı çıktığımı öğrenmelerini anlayabiliyordum ama Han Junwoo’ya bu kadar öfkeleneceklerini hiç tahmin etmemiştim.
Aslında annemle babam Han Junwoo’dan ne nefret eder ne de onu severlerdi. Bu durum büyük ölçüde onun aile geçmişinden kaynaklanıyordu. Ama böylesine ani bir değişime ne sebep olmuş olabilirdi?
“Neden aniden böyle davranıyorsunuz? Bir şey mi oldu?”
Annem yumruklarını sıkarak bağırdı.
”Üzülüyorum ve öfkeleniyorum! Onun gibi biriyle takılmaya devam edersen, oğlumuzun başkaları tarafından hor görüleceğinden korkuyorum!”
Babam hafifçe öksürerek dikkatimi çekmeye çalıştı.
“Annene kulak ver. Onun sözünü dinlemekten sana zarar gelmez.”
Bu ani değişim neden yaşanmıştı? O gün hakkında ne duymuşlardı da bu kadar küplere binmişlerdi? Her neyse, bu durum benim için ne iyi ne de kötüydü.
Kolumdan sarkan çantamın askısını düzelttim ve dudaklarımı yaladım.
”Sorun değil. Bu aralar zaten o kadar yakın değiliz.”
Neyse ki verdiğim cevap doğru olandı. Yüzleri anında aydınlandı.
”Gerçekten mi? Öyle mi? Neden? Eskiden çok yakındınız.”
“Öyle denk geldi işte.”
Annem daha fazla soru sormadan, hızlıca merdivenlere yöneldim.
“Ben çantamı bırakıp geleyim.”
Kolumu yavaşça onun tutuşundan kurtardım. Odama çıkan merdivenleri tırmanırken, eve gelmeden önce Go Yohan’ın bana söylediklerini düşünüyordum.
‘Han Junwoo’nun ailesi iflas etti. Tamamen.’
…Bu doğru muydu?
Beni daha çok şaşırtan şey ise annemle babamın aniden bana karşı böyle davranmasıydı. Han Junwoo’ya olan tepkilerini anlayabiliyordum ama küçük düşürülmekle neyi kastediyorlardı? Han Junwoo ile olan ilişkim hakkında her zaman böyle mi düşünmüşlerdi? Yoksa bunu onlara başkası mı söylemişti?
“Kahretsin…”
Düşüncelerim girdap gibi döndükçe içimi bir öfke kapladı ve duvara sert bir yumruk attım. Duvar sesi emdi, geriye tatmin etmeyen boğuk bir gürültü kaldı. Hayal kırıklığım daha da arttı. Duvara yasladığım elimin kenarından koluma doğru keskin bir acı yayıldı. Elimi çektim, sızlayan yer tutarak kendimi yatağa bıraktım.
“Çok utanç verici. Siktir! Siktir!”
Nadir kullandığım için ağzımda eğreti duran küfürler savurdum. Bu hayal kırıklığından kurtulmanın tek yolu avazım çıktığı kadar bağırmak gibi görünüyordu. Yatağa yüzüstü uzanıp yastığı defalarca yumrukladım. Yatağın yayları baskı altında gıcırdadı ve etrafa bir toz bulutu yayıldı. Doğrulup yatağın ucundaki kırlenti kavradım. Fırlattığımda kanepenin kolçağına çarpıp uzaklara uçtu. Yüzümü ekşiterek saçlarımı çekiştirdim.
Siktir.
Sonunda, başımın arkasını yatak başlığına sertçe vurduktan sonra debelenmeyi bıraktım. Derin bir nefes alıp düzensiz soluklarımı yatıştırmaya çalıştım. Sonra, Han Junwoo ve Go Yohan’ın o feci kavga ettiği anı hatırladım.
Go Yohan bir sandalye fırlattığında, Han Junwoo yüzüne doğru hızla gelen sandalyeden kıl payı kurtulmuştu. Ama Go Yohan orada durmadı. Sırasız kalmış tek bir sırayı kavrayıp Han Junwoo’ya fırlattı. Sıra, tam ayağa kalkmaya çalışan Junwoo’nun sırtına çarptı. Han Junwoo sırayla birlikte yere kapaklandı ve Go Yohan hızla üzerine çıkıp yumruğunu hafifçe Junwoo’nun yanağına dayadı.
‘Bir, iki.’
Dilini damağına şaklatarak çıkardığı o sesle birlikte, bir marangoz edasıyla yumruğunu savurdu. Sert ve net yumruk Han Junwoo’nun sağ yanağına patladı. Hareket tamamen şiddet doluydu, yine de son derece metodik ve hatasız görünüyordu. Go Yohan’ın yüzünde tuhaf bir ifade vardı; acıdan kıvranıyor gibi de olabilirdi, başka bir sebepten gülümsüyor gibi de. Bana göre, yaptığı şeyden son derece keyif alıyor gibiydi.
Ve görmüştüm. Go Yohan, Han Junwoo’yu darp etmeden önce onun yerdeki çakmağını almıştı. Han Junwoo dayak yerken bile o çakmak Go Yohan’ın iri elinde sıkıca duruyordu. Han Junwoo’nun iki dişini kaybetmesinin sebebi muhtemelen buydu.
‘Bu pislik herif haddini bilmiyor, değil mi?’
Bu pislik herif…
Go Yohan’ın sesi kafamın içinde yankılandı.
Aniden kendimi sağ avucuma bakarken buldum. Sonra elimi hafifçe sıktım.
Kendimi çok fazla seviyordum. Bu yüzden Han Junwoo’yu sevmeme rağmen ona asla açılmamıştım. Han Junwoo’nun kalbini kazanmak yerine kendi güvenliğimi seçmiştim. Duygularımın lise mezuniyetinden sonra rüzgarda savrulan kumlar gibi dağılıp gitmesi umudu, tamamen kendime duyduğum bu düşkünlükten geliyordu.
Kendimi daha çok sevdiğim için Han Junwoo’ya arkamı dönmüştüm. Herkes tarafından sevilmeyen bir ‘ben’ versiyonunu kabul edemezdim. Duygularımın halat çekme yarışında, Han Junwoo bana karşı kaybetmişti.
Yüzümü yastığa gömdüm ve sessizce çığlık attım. Sonra hiçbir şey olmamış gibi, yüzümde bir gülümsemeyle ailemle akşam yemeği yemek için aşağı indim.
”Güzel oğlum, ye bol bol.”
”Tamam.”
İkinci kattaki o çığlıktan eser kalmamıştı; yerini sevgi dolu bir aileyle yenen akşam yemeğinin sakinliğine bırakmıştı.
Annemle babam sık sık uzakta olsalar da, çoğu sıradan çocuktan çok daha fazla sevgi görmüştüm. Bu aşırı korumacı bir sevgi olabilirdi ama beni sevme şekillerinden hiçbir şikayetim yoktu. Bana verdikleri her şey fazlasıyla yeterliydi. Belki de oğullarını evde yalnız bıraktıkları için suçluluk duyuyor, bu yüzden ellerinden gelen her şeyi vermeye çalışıyorlardı.
Onların bu körü körüne sevgisi bana da geçmiş olabilirdi. Bunu Han Junwoo sayesinde fark etmiştim. Aşık olduğumda gözüm kör oluyordu. Ancak karakterimi soğukkanlılıkla tarttığımda, bana acı çektiren insanlara arkamı acımasızca dönebilecek bir yapım vardı. Annemle babamın da aynı olduğunu tahmin ediyordum.
Bu yüzden aileme karşı asla soğuk olamazdım, onların benden nefret etmesine neden olacak hiçbir şey yapmak da istemiyordum.
Okula düzenli olarak gitmeye devam ettim, kış yaklaşıyordu ve Han Taesan’ın yüzü kış karı kadar berraklaşıyordu. Ancak yara izleri kapansa bile yüzünde en ufak bir neşe belirtisi yoktu.
Han Taesan hâlâ bana gizli bakışlar fırlatıyordu, bense hâlâ fark etmemiş gibi davranıyordum. Han Junwoo ise hâlâ gelmemişti. Öğretmenler odasında karşılaştığım sınıf öğretmeni, bana Han Junwoo’nun devamsızlığı hakkında bir şeyler söyledi.
”Tamamen iyileştiğini duydum ama ailevi meseleler yüzünden gelmekte zorlanıyor gibi görünüyor.”
İçimden, bunun benimle ne ilgisi var ki? diye geçirdim.
”Bu büyük bir sorun.”
”Junwoo’nun ailevi durumunda bazı sıkıntılar var da…”
Endişeli sınıf öğretmenini izlerken Go Yohan’ın söylediklerini hatırladım. Gerçekten doğruydu. Kış gelmeden hemen önce Han Junwoo’nun babası tutuklanmıştı. Tam da Go Yohan’ın dediği gibi. Haberleri izlerken babam, bunun eninde sonunda olacağının belli olduğunu mırıldanmıştı. Görünüşe göre sadece yetişkinlerin bildiği bazı durumlar vardı.
Sınıfta bir süredir yatışmak bilmeyen gizli bir huzursuzluk hakimdi. Han Taesan ortaya çıktığından beri bu huzursuzluk daha da artmıştı. Han Junwoo’nun düşüşünden sonra piramit sarsılıyordu. En belirgin değişiklik, Go Yohan ve arkadaşlarının seslerinin eskisinden daha gür çıkmasıydı. Tam da şu an olduğu gibi.
”Bir erkek için en önemli üç şeyi biliyor musunuz?”
Kim Minho parmaklarıyla saydı.
”Güç. Para. Ve tarz.”
”Sende sadece güç var, seni gidi domuz.”
Kim Seokmin yüksek sesle Kim Minho ile dalga geçti.
”Sıcak bir günde köpek gibi dayak yemek mi istiyorsun? Ha? İstiyor musun?”
Han Junwoo’ya o aşağılayıcı ‘gay’ damgası vurulduğundan beri Go Yohan’ın grubu ses çıkarıp duruyordu ama hiçbir zaman sınıfın arkasını bu şekilde işgal edecek ve şu an yaptıkları gibi serbest çalışma saatini sabote edecek kadar cüretkar olmamışlardı. Bu durum açıkça ‘Go Yohan’ın zaferi’ sonrasının bir getirisiydi.
“Hey, serbest çalışma süresi henüz bitmedi. Sesinizi kesin!”
Yoonri tebeşiri sıraya vurarak bağırdı ama Go Yohan’ın grubu onu duymazdan geldi.
Bu tıpkı bir köpeğin bölgesini işaretlemesine benziyordu. Kirli ve çocukçaydı ama kesinlikle etkiliydi. Kim Minho ve Kim Seokmin’in her zamankinden daha zafer kazanmış gibi görünmelerinin sebebi buydu. Olayın asıl kahramanı Go Yohan ise sessizliğini koruyordu.
Dürüst olmak gerekirse Go Yohan, Han Junwoo kadar iyi bir lider değildi. Zirvede oturan biri olarak biraz kibri olmalıydı ama Go Yohan kendi köşesinde öylece duruyordu. Bu yüzden bu piramit gerilimle çatırdıyordu.
”Ders çalışan çocukları rahatsız etmeyin!”
”Evet, özür dileriz.”
”Şu pisliğin samimiyetsiz özrüne bak hele.”
”Siktir. Yakalandım mı yoksa?”
”Sessiz olun, kesin sesinizi!”
”Emredersiniz hocam.”
”Deli, aptal herif. Tırstı hemen.”
Kim Minho, Yoonri’nin sert bakışlarını umursamadan yanında oturan Kim Seokmin’i dirseğiyle dürterek sırıttı.
”Hey, ölmek mi istiyorsun sen?”
En sonunda Kim Minho ve Kim Seokmin’in gürültülü şamatasından bunalan Yoonri iç çekti ve alnını ovuşturdu.
”Jun-ah, öğretmen birazdan çıkacak, şu ders kitabımı öğretmenler odasına bırakabilir misin?”
[Çeviren: Nkys⭐️]
Ben Bu psikopatları okumam abi 😨
Oku oku..
novel icin tesekkurler ama manhwasi guncel var mi biliyo musunuz
manhwasi 1. sezon bitti diye biliyorum, sitemize eklemeyi dusunuyoruz 🫶🏻
Bölüm ne zaman geleck
Bu taesan salak bildiğin Junwoo zaten malın teki sen kalk bide çocun evine git herkes mi mal olur bi seride o matchalı dondurmayı alnıma basıp şimdi kendimi beyin felci edecem yeter ya yeter
YENİ BÖLÜM GELSİN PLS YOHAN GELİP JUNA BAKICAK MI MERAK EDİYORUM SPOİ DE KABULÜMDÜR
Ya birsey dicem bunlar cok mu psikopat? Akil sagligimin (yok aslında) bozulmasını istemiyorum
Hayir onlar psikopat ama yine sevilmeyi (okunmayı) hak ediyorlar dimi caykimki bu yüzden bozulmaz oku oku
Ay Türkçesi burda varmışş. Elinize sağlık ayol
Rica ederiz ayol