I Noticed That I’ve Become A BL Game Protagonist’s Younger Brother! - Bölüm 6
Açık pencereden içeri giren ılık rüzgar beni uykulu yaptı. Teneffüs vaktiydi, ortam çok sakinleştiriciydi. Arkamda oturan arkadaşımla konuşuyordum. Konu büyük abim ‘Sakurai Haruki’ hakkındaydı.
“Çok garip. Son günlerde keyfi çok yerinde. Sanki derdi tasası kalmamış gibi, sakinleşti.” Bir an huzursuz oluyor, bir sonraki an ise sessizce gülümsüyor… Sanki kafası çiçek tarlasına dönüşmüş gibi. Herkes ona dışarıdan bakınca havalı bir abi olarak görse de, ona ne olduğunu merak ediyorum.
“Hey, sen ne düşünüyorsun Fuu-chan?” diye sordum, konuştuğum kişi Sasaki Fuuko. Fuu-chan ile farklı oraokullardaydık, ama şimdi aynı sınıfta olmamıza sevindim. Gece gökyüzünü süsleyen yıldızlar gibi parlayan kehribar rengi göz bebekleri ve omuzlarına kadar uzanan dalgalı mor salkım rengi saçları bana olgun bir izlenim verdi. Ama onunla konuşursanız, sosyal ve eğlenceli biri olduğunu anlarsınız. Bunun dışında, gizemli bir yanı da var. Harika bir arkadaş.
“Belki de bir kız arkadaşı vardır? Hina-chan’ın abisi gerçekten popüler olduğu için, 2 ya da 3 kız arkadaşı birden olsa şaşırmam.”
“Ama yani…” Ben de daha önce aynı şeyi düşünmüş ve ona sormuştum. Ama bana “Böyle bir şeye ihtiyacım yok” diye cevap vermişti. Muhtemelen küçük kız kardeşinin bilmesini istemediğini düşündüm, bu yüzden çocukluk arkadaşım Aki’ye sordum. O da “Muhtemelen yoktur” dedi. Ve aldığım tek bilgi buydu. “Kendisi kız arkadaşa ihtiyacı olmadığını söyledi. Ona en yakın olan Makoto-nii de hiçbir şey bilmiyor gibi görünüyor. Ah, belki şu an hoşlandığı biri vardır. Ama öyle de görünmüyor. Çünkü sürekli Makoto-nii ile birlikte.”
“Eh!” Biz sessizce dedikodu yaparken, Fuu-chan aniden şaşkın bir ses çıkardı. Ne olduğunu düşünürken Fuu-chan’ın yüzüne baktım ve…
“N-ne oldu!? Korkunç görünüyorsun!?” Gözleri kocaman açılmıştı, sanki gözleri yerinden fırlayacakmış gibiydi ve ağzı da korkudan titriyordu. İfadesi, sanki çok korkunç bir hikaye anlatacak gibiydi. Nasıl tepki vereceğimi bilemedim ve şaşkına döndüm, ta ki ciddi yüz ifadesi birden geri gelene kadar. Sonra sırtını dikleştirdi ve ellerini birleştirdi. Sanki siyasi bir yayın yapıyormuş gibi bana bakıyordu.
“Az önce söylediklerin hakkında daha fazla bilgi ver.”
“Hı? Tabii ki…” Ve böylece, her sorusuna cevap vermeye başladım. Abimin durumu hakkında veya onun hakkında çevremde duyduklarım hakkında ayrıntılı bilgi verdim.
“Abin bu aralar çok mutlu görünüyor. Ama sevgilisi yok, ihtiyacı da yok. Ancak hoşlandığı biri var ve en çok birlikte olduğu kişi Makoto-senpai… öyle mi?”
“E-evet……hm? Hı hı?” Fuu-chan’ın keskin bakışlarıyla doğrudan bana bakmasından yorgun düşmüşken garip bir şey fark ettim. Az önce bir şey fark ettim.
“Kız arkadaşa ihtiyacı olmamasına rağmen… hoşlandığı biri mi? Hı?”
“Bu bir çelişki, değil mi…?” Fuu-chan’ın gözleri parıldadı sanki.
“Bu, hayatında birisi olsa bile, onun ‘kız arkadaşı’ olamayacağını ima ettiği anlamına gelmiyor mu?”
“B-bu ne demek?” Nedenini tam olarak anlamıyorum ama göğsüm gümbür gümbür atıyordu. Bunu düşünmekte bir sakınca var mı, neden kötü bir şeymiş gibi hissediyorum!? Neyse ki, zil çaldı ve düşüncelerimi böldü.
“Fuu-chan!”
“Hina-chan… okul bittikten sonra konuşalım.” Fuu-chan benden uzaklaştı ve bir sonraki derse hazırlanmaya başladı. Aynı anda kapı açıldı ve öğretmen içeri girdi. Öğretmeni selamlamak için ayağa kalkarken, aklım karışmıştı
“Hina-chan, henüz bir cevap düşündün mü?” Bugünkü dersler bitmişti, okul bitmişti. Fuu-chan’la birlikte çatıya çıktım. Bu kadar yüksek bir yerde hiçbir şeyin bizi rahatsız edemeyeceği için mi gelmiştik bilmiyorum ama rüzgar çok güçlüydü. Rüzgar estiğinde yüzüme yapışan rahatsız edici saçlarımı iterken, derste aklıma bir şey geldi. Bu, “İnsanların ona iğrenmeyle bakacağı bir şey olmalıydı.” “Ya evli bir kadınla zina yapıyorsa… ya da buna benzer bir şey. Ayrıca, partneri aslında öğretmeni olabilir. Bu yüzden ‘kız arkadaşı’ olduğunu herkese açıklayamıyor, değil mi!” Bir sürü olasılık düşündüm, ama aklıma sadece başkalarına anlatılması zor bir ilişki geldi. Belki de mahalledeki güzel bir eş, güzel bir öğretmen ya da başkasının kız arkadaşı…!
“Böyle bir ilişkiyi destekleyemem!” Abimin yasak bir aşka bulaştığını hayal edemiyorum. Ama abim böyle oyunlar oynayacak türden biri değil. Kesinlikle o kişiden hoşlanmış olmalı. Eğer durum böyleyse, onu desteklemeli miyim yoksa desteklememeli miyim diye düşünüyorum.
“Fuu-chan, söyle bana! Ne yapmalıyım!” Eğer Fuu-chan benden önce fark ettiyse, iyi bir yöntem biliyor olabilir. Yardım için Fuu-chan’a baktım. “Eh!” Fuu-chan’ın gözlerini görünce gerildim. Neden? Fuu-chan bana çok soğuk gözlerle baktı. Sanki bıçaklanmışım gibi, sanki alay ediliyormuşum gibi ya da sanki üzgünmüş gibi…
“Tatlı… çok tatlısın, Hina-chan.”
“F-Fuu-chan?”
“……Şşş, bunu oku.” İnce bir kitaptı. Defter boyutundaydı ve çok kalın değildi. Ama bir kitapçıda satılan çizgi romanlara da benzemiyordu. Çekingen bir şekilde aldım ve kitabı açtım.
“……Eh” İki erkek vardı. Popüler anime karakterleriydiler. Tasarımları biraz farklıydı, bu yüzden orijinal mangası olmayabilirdi. Bir şekilde yasa dışı olabileceğinden biraz endişelendim, ama artık önemli değildi. Daha önemli bir şey vardı, daha da önemli bir şey.
“Vay vay! F-Fuu-chan! Yani, böyle bir şey mi yapıyorlar, uygunsuz bir şey mi yapıyorlar!?”
“Doğru, gerçekten çok hareketliler. İlk sayfayı çevirir çevirmez başlıyorlar, bir anda hız kesmeden devam ediyorlar.”
“Eh!? Ehhhhh!?” Bunu zaten söyledim ama içinde iki erkek var. Yani… işte bu yüzden!!
“Hyaaaa!!” Düşünmeden kitabı fırlattım. Sanki onu tutmamam gerekiyormuş gibi ya da utanç verici bir şey yapıyormuşum gibi… Utanç ve günahın karışımı gibi! Panik içindeydim!
“Tabii ki… Hina-chan işte öyle bir insan.”
“Eh?” Fuu-chan fırlattığım kitabı aldı ve derin bir iç çekerek kitabı temizlemek için hafifçe vurdu.
“……Biliyordum. BL’yi kabul edemeyen insanlar olduğunu……sadece NL[1] seven insanların olduğunu biliyordum.” (Ç/N: NL= Normal Love, hetero ilişkileri içeren aşkı tanımlamak için fujoshiler tarafından kullanılan bir terim)
“Eh, B? L?”
“Hehe……Bunu ilk keşfettiğimde BL’i ‘sevmedim’ ya da daha doğrusu ‘imkansız’ buldum, kesinlikle bir şeylerin yanlış olduğunu düşündüm. ‘Ciddi misin! İnanamıyorum, bunları seven insanlar cidden sapık olmalı, değil mi!’ diye ciddi ciddi düşündüm.”
“Ben nasıl anlayamıyorum? Fuu-chan, aynı yaştayız, değil mi? On altı yaşındasın, değil mi?”
“Yani, BL’den nefret eden bir kız olamaz herhalde! Okuduktan sonra kesinlikle bağımlısı olacaksın. ‘Bunu bilmemen çok üzücü, sana öğretmeliyim!’ diye düşünüyorum, görevi bana düştü… Ama zamanla bazı şeylerin farkına vardım. Bu dünyada her çeşitten insanlar olduğunu ve her birinin kendi ilgi alanları olduğunu anladım. Kendi tercihlerini başkalarına dayatmak, ne kadar aptalca bir şey. İşte bu yüzden…” Fuu-chan bana baktığında, sanki ağlamak üzereymiş gibi görünüyordu. Ama anlayamadım. Fuu-chan’ın hangi dilde konuştuğunu anlayamadım!
“Hina-chan’ın da aynı fujoshi ailesinde olmasını isterdim…”
“Aile mi? Hı? Ben de Japon’um ki?”
“Neden! Gözünün önünde böyle bir şölen varken! Neden Hina-chan! Hatalısın!”
“Eh? Eh?” Fuu-chan gözlerini kapattı, söyleyeceklerini yuttu ve oturdu. Nedenini bilmiyordum ama nedense hatalı olan bendim gibi duruyor. Sadece Fuu-chan’ın üzgün olduğunu biliyordum.
“Ö-özür dilerim?” Artık anlamıyorum. Ne hakkında konuştuğumuzu bile anlamıyorum!
“Sorun değil! Sorun değil! Berlin Duvarı yıkılsa bile, bu duvar kesinlikle yıkılmayacak… bu konuda aynı fikirde değiliz… ama sorun değil!”
“E-evet…” Düşündüğüm gibi, onu anlamıyorum. Ama sırtını okşadım ve sakinleşene kadar onu teselli ettim.
“Özür dilerim Hina-chan. Bir anda aklım karıştı. İyiyim artık.”
“Sevindim. Fuu-chan’ı kötü bir ruh ele geçirmiş sandım.”
“Hehehe.” İkimiz de güldük. Gerçekten sevindim. Her zamanki Fuu-chan. Az önceki sorun ciddi bir şey değilmiş gibi görünüyor. Gerçekten çok gergindim.
“Aslında, o kitap da neydi? Neden bana gösterdin?”
“Ah, o. Hina-chan’ın abisinin Makoto-senpai ile böyle bir ilişkisi olabileceğini düşünüyordum.”
“Anlıyorum……Eh?” Demek niyeti buydu. Ama bir sonraki an hemen anladım, beynim dondu. Abim ve Makoto-nii ‘o’ şeyi mi yapıyorlar? Bu tür bir şey, kesinlikle az önce gördüğüm o şok edici şey. İki farklı cinsiyet arasında olan bir şey olmalı.
“N-ne diyorsun Fuu-chan. İmkânsız.” Bunu inanarak reddetmek istesem de… sesim nedense titriyordu. Olamaz, böyle bir şey olmaları imkansız. Gençken kesinlikle çok yakındılar, ama sadece ‘yakın arkadaş’ olmaları, ‘sevgili’ oldukları anlamına gelmez… ah. Bu kadar düşündükten sonra bir şey fark ettim.
“Kesinlikle, sevgilisi olsa bile, o bir ‘kız arkadaş’ olamaz…” Fuu-chan gülümsedi ve güldü.
“Her zaman birlikte olmalarının sebebi, sevgili olmaları. Sevgilisiyle birlikteyken, havalı abin kesinlikle mutlu olurdu, değil mi?”
“O-olamaz…” Gerçekten inkar etmek istiyorum. Ama inkar etmek için söyleyebileceğim hiçbir şey yok. Bunun nedeni kesinlikle içten içe gerçeği biliyor olmam.
“Şey, buna bir fujoshi şakası diyebilirsin.”
“Fujoshi?”
“Zihnim bozuk. ‘Fuuko’daki ‘Fuu’, fujoshi’nin ‘Fu’su. Fufu* ‘Fu’”
“……?” (Ç/N: Normalde ‘fufu’yu ‘hehe’ olarak çevirirdim ama görünüşe göre kıkırdaması olarak ‘Fu’ ekleyerek bir kelime oyunu yapmak istemiş yazar, Hina anlamamış ama tabii.)
Birdenbire neşesi yerine gelen Fuu-chan, ‘BL’ denen şeyden bahsediyordu. Buna erkek aşkı deniyor ve erkekler arasındaki aşktan bahsediyor. Cinsiyet duvarını aşan nihai bir aşk. Ve şimdi, abilerim Tanrı tarafından gönderilmiş meleklermiş. Dürüst olmak gerekirse, aklım bunları almıyor.
“BL ile ilgili bir sorun varsa, bana her şeyi sorabilirsin.”
“E-evet……” Neden acaba, güvenilir ama aynı zamanda güvenilmez de. Yine de… Ne yapmalıyım, büyük abim gerçekten bir BL mi? Bu kişiye sormak doğru bir cevap getirir mi şüpheli. Sanırım Aki’ye sormalıyım… Ah, Aki’den bahsetmişken… Aki’den bahsetmişken!!
“Fuu-chan sensei! Hemen bir sorum var!!”
“Nedir Hina-chan!” Vücudumu öne eğdim, elimi kaldırdım ve fırsat bulduğumda sordum. Ona güvenmek istemiyordum ama önemli bir şeyin farkına vardım.
“Şey! Şey… Bunu örnek olarak söylüyorum. Bir erkek başka bir erkek için tatlı yapıyorsa, o çocuğu her sabah evinden alıyorsa ve ayrıca bir kız yanındayken onları rahatsız ediyorsa… bu BL midir?” Bunu cidden merak ediyordum. Hoşlandığım biri var. Çocukluk arkadaşım Aki. Aki yakın zamanda yeni bir arkadaş edindi. Aki ile aynı sınıfta olan Kaede-kun. Ne zaman başladığını bilmiyorum ama Aki ve ben birlikteyken her zaman yanımızda olmaya başladı. Okula birlikte gidiyor olsak da, her bir araya geldiğimizde Kaede-kun da aramıza katılıyordu. Hatta, bazen de geride kalıyordum. Aki ile okulda konuşurken bile bizi bölüyordu. Okul dışında da Aki’nin hemen yanında olduğu birçok zaman oldu. Kaede-kun’un benden nefret ettiğini ve bana zorbalık yaptığını düşündüm, ama Fuu-chan’ın BL (erkekler arası aşk) sohbetini dinleyince muhtemelen öyle olmadığını anladım.
“Kaede Akira, ha?”
“Fuu-chan!?” Söylemesem de doğru tahmin etti. Kalbim yerinden fırladı. Nasıl bildi? Acaba süper güçleri mi var?
“Hehe, Hina-chan. Bunu şimdi fark ettiğine inanamıyorum, çok yavaşsın. Ben çoktan fark etmiştim.”
“B-bu ne demek?”
“O bir BL. BL radarıma yakalandı.”
“Y-yok artık…” Böyle bir radarın var olması şok edici bir şey. Gerçi ben de bir tane istiyor falan değilim.
“Neden bana bundan bahsetmedin!?”
“Şimdi söyledim ya işte, neden daha önce söylemediğimi cidden anlamadın mı?”
“Ş-şey… özür dilerim.” Muhtemelen söylese de anlamazdım. Aksine, Fuu-chan’ın garip şeyler söylediğini düşünür ve ondan uzak dururdum. Ve bunun bencilce olduğunu fark ettiğimde, kendimden tiksinerek omuzlarımı düşürdüm. Fuu-chan güldü ve başımı okşadı.
“Ama şimdi anladığına sevindim, değil mi? Bundan sonra onunla bilinçli bir şekilde savaşabileceksin. Çok dikkatsiz olursan, onu Amachi-kun kapabilir!”
“B-bunu istemiyorum!”
“O zaman daha iyisini yapmalısın. Bu arada, artık Kaede Akira’yı destekliyorum.”
“Bunu bana yapamazsın!”
“Çünkü koyu bir BL hayranıyım. Ah, ama eğer bana abilerinhakkında bilgi verirsen ve onların fotoğrafını çekersen, belki seninle iş birliği yapabilirim?”
“Uuuu…” Onun benimle iş birliği yapmasını istiyorum. BL hakkında hiçbir şey bilmediğim için, Kaede-kun için bir karşı plan düşünmek ya da onunla bu konuda görüşmek isterdim, ama abimi öylece satamam…
“Ne yapacaksın?” Ne yapmalıyım, bilmiyorum! Bir anda çok fazla bilgi geldi, beynim patlayacak!
“L-lütfen bana biraz zaman ver!” Sakinleşip düşünmek istiyorum. Şu an telaşlanırsam saçma bir şey söyleyeceğimden korkuyorum.
“Elbette. Ama hızlı olmazsan, Kaede-kun seni beklemeyecek sonuçta, değil mi?”
“B-biliyorum!” Ah… başım ağrıyor… Dünya çok geniş…
Kendimi oturma odasında, başımı bir yastığa gömmüş halde buldum. Kafamda ‘Yeni’ yazan bir işaret belirdi. Topladığım yeni bilgiler ve Aki’ye karşı hislerimle doluydu. Çatı katında Fuu-chan ile konuştuğumu hatırlıyorum ama eve nasıl döndüğümü hiç hatırlamıyorum. İşte bu kadar kafam karışık.
“BL……hıh. Bilmiyorum……” Erkekler göğüs ve kalçalardan hoşlanmaz mı? Büyük olanları daha iyi bulmuyorlar mı!? Yok ki, erkeklerde yok değil mi? Onlardakiler sert ve düz değil mi!?
“Ahhh!” Ne kadar düşünsem de sakinleşemiyorum. Çok düşündüm, artık nefret etmeye başladım.
“Geri döndüm.” Kum torbası yerine fasulye torbasına vururken, abim eve geldi.
“……Hoş geldin.”
“Mhm.” Sanırım bugün yine Makoto-senpai’nin evine gitti. Belki de sadece hayal gücüm ama yüz ifadesinin eskisinden çok daha sakin olduğunu hissediyorum. Ağabeyimin yüzündeki sırıtışı görünce sinirlendim. Genel olarak, eğer Fuu-chan haklıysa, ilişkilerini onaylamamak isterdim. Ama iki havalı erkeğin böyle birlikte olması, kızlar için yer kalmadığı anlamına geliyor! Hızla odasına giren abimin peşinden koştum.
“Hey, abi!” Kapıyı çalmadan zorla açtığımda, ağabeyin üniformasını çıkarıp astığını gördüm.
“Ah? Ne oldu Hina? Çok korkutucu bir şekilde bakıyorsun bana.” Kızıp kapıyı sessizce açmamı söyleyeceğini sandım ama ne bağırdı ne de uyardı. Bir an tereddüt ettim ve abime bunu nasıl soracağımı düşündüm ama beynim düşünmekten yorulmuştu ve gereksiz şeyler söyleme fikrinden vazgeçtim.
“Abi, BL misin sen?” Abim o benim, o yüzden kendimi tutmama gerek yok! Sormak istediğimi soruyorum! Her şeyden vazgeçip doğrudan sordum ama ağabey şaşkın bir bakış attı.
“Hı? BL? O ne?”
“Boys Love. Anlaşılan erkekler arasındaki aşk demek.”
“……Hı?” ……Garip, abimin yüzü garipleşti. Az önceye kadar gerçekten anlamını bilmiyormuş gibi görünüyordu ama o cümleyi duyduğu anda gözleri doldu.
“Abi, Makoto-nii ile mi çıkıyorsun?”
“Ha? Eee, ha? Ne diyorsun sen……”
“Abi, çok solgun görünüyorsun değil mi? Şelale gibi ter akıtıyorsun, farkında mısın?” Anlamsızca etrafına bakmaya başladı. Böyle baksan bile kimse sana yardım etmeyecek. Anlamıyor musun?!
“Yok öyle bir şey… Sadece hayal görüyorsun. Aslında şu an meşgulüm.”
“Kaçıyor musun? Bu demek oluyor ki haklıyım!?” Biliyordum. Fuu-chan haklıydı. Sonuçta, daha önce böyle davranmazdı abim. BL var, gerçekten var…
“Kaçmak derken ne demek istiyorsun… Hina?”
“Uu……” Doğruydu. İçimden ‘Keşke böyle olmasalar’ diye düşündüm. Buna rağmen… bu kadar yakından tanıdığım birisinin BL olduğunu öğrenmek. Gözlerim doğal olarak doldu.
“Hina, ağlama. Düzgünce açıkla…”
“Aki de mi?”
“Eh?” BL diye bir şey var. Fuu-chan bu konuda haklıydı. Yani Fuu-chan, Kaede-kun’un Aki’yi hedeflediğini söylediğinde de haklı olmalı!
“Aki de BL mi olacak!?” Düşünmeden abimin yakasına yapıştım.
“Ne? Onun bir ilgisi yok.”
“Ama Kaede-kun onu kapacak!!”
“Ah? Ahh……Şey Kaede……”
“Tahmin ettiğim gibi! Kaede-kun ile BL olacak! Uu……Uu……Uwaaaah!!” Bunun olmasını istemiyorum! Çocukluğumuzdan beri Aki’yi sevsem ve ona en yakın ben olsam da! Bir erkek tarafından kapılmasını kesinlikle istemiyorum! Çok beklenmedik bir şey!
“Ağlama! Ağlama dedim! Abin seninle iş birliği yapacak! Tamam mı?” Abim nadiren bu kadar telaşlanırdı ve üstelik çok da nazikti. Başımı okşayarak beni teselli etti. Abime baktığımda, yüzünde endişeli bir gülümseme vardı. O kadar iyi görünüyordu ki, sinirlendim
“İş birliği mi, gerçekten mi?”
“Evet.”
“Mhm. O zaman, abimin BL olduğu gerçeğini annemizden senin için saklayacağım.”
“……Ah. Lütfen evet.” Yüzünde çok karmaşık bir ifade vardı. Ama ilişkilerini sürdürmek için, sanırım bir gün herkese bundan bahsetmesi gerekecek. Makoto-senpai ne yapacak acaba? Beni ilgilendirmiyor gerçi ama endişeliyim.
“Şey…karanlık…ve dar…” Biraz ışık görebiliyordum ve önümde yığılmış kartonlar vardı. Daha fazla yer açmak için öne doğru itmeye çalıştım ama etrafımda hiç boşluk yok gibiydi, bu yüzden hareket edemiyordum. Yapacak bir şey yok, kendi isteğimle buraya geldiğim için buna katlanacağım. Biraz tozlu olsa da. Şu anda Aki’nin evinin dolabında saklanıyorum. Bu dolap, merdiven altındaki boş alanı etkili bir şekilde kullanarak yapılmış ve oturma odasının görülebileceği bir yerde bulunuyor. Şimdi, abim ve Makoto-nii birlikte sohbet ediyorlar.
“Çok sıcak.” İkisi de huzur içinde televizyon izliyorlardı. BL’in ne olduğunu bilmeseydim, bu manzarayı önemsemezdim. Ama artık bildiğime göre, birbirlerine bakıp birlikte güldükleri anlar, aşıklar arasındaki tatlı bir an olarak görülüyor. Düşünmeden bir fotoğraf çektim.
“Hey, Hina. Ne fotoğrafı çekiyorsun?”
“Çok bir şey değil…”
“Yakında eve gelecek. Yakalanacaksın, biliyorsun değil mi?”
“Tamam…” Aki ile sarılıp televizyon izlerken onunla vakit geçirmek bende istiyorum. Lanet olsun, büyük abilerim çok adaletsiz. Burada tek bir amaç için saklanıyorum. Büyük abilerim benimle iş birliği yapıyor.
“Aki’nin benim hakkımda ne düşündüğünü öğrenmek istiyorum.” Benimle iş birliği yapan büyük abim ne yapmak istediğimi sordu ve ben de bunu söyledim. “Ona soracağım,” dedi ama ben cevabını kendi kulaklarımla duymak istedim. Dinlemek istiyorum ama orada olsaydım, muhtemelen gerçek duygularını paylaşmazdı. Bu yüzden, “Abim sorarken ben saklanıp gizlice dinleyeceğim” stratejisini kullanmaya karar verdim. Bu arada, Makoto-nii onların ilişkisini öğrendiğimin farkında değil. Çünkü abim şöyle dedi:
“Zamanı gelince ona söyleyeceğim, o yüzden henüz aramızda bir şey yokmuş gibi davra.” Üstesinden gelmem gereken birçok şey var. Zor. İlk başta hoşuma gitmedi ama “Umarım ikisi de birlikte mutludur” diye düşünmeye başladım ve onları desteklemeyi seçtim.
“Geri döndüm.” Aki geri dönmüş gibiydi, bu yüzden açık olan kapıyı yavaşça kapattım. Kapıyı tamamen kapatırsam duymak zor olabilir, bu yüzden dikkatlice görünmeyecek küçük bir aralık bıraktım. Küçük aralıktan göz ucuyla baktığımda, Aki’nin üniforma ceketini çıkarıp kanepeye fırlattığını gördüm.
Makoto-nii onu azarlayarak kırışacağını söyledi, bu yüzden isteksizce odasına çıkıp giyindi. Sonrasında geri dönmeyeceğinden endişelenmiştim ama atıştırmalıklar vardı, bu yüzden giyindikten sonra aşağı ineceğini söyledi. Bunu söylediğinde rahatladım.
Makoto-nii’den beklendiği gibi, sorunsuz devam etti. Bir süre sonra merdivenlerden ayak sesleri duydum. Ve göz ucuyla baktığımda, Aki pijamalarıyla aşağı indi. (H-hey, Aki! Gerçekten!) Spor pantolonu aşağı kaymıştı ve iç çamaşırını ve tişörtünü de görebiliyordum. Göğsünü ve karnını da tişörtünün hemen altından görebiliyordum. Onun üstünü düzeltme dürtüsü içimde artmıştı, şaşırdım.
Amachi kardeşler hakkındaki izlenimim, Makoto-nii’nin ‘güzel’, Aki’nin ise ‘sevimli’ olduğu yönündeydi. Makoto-nii güvenilir bir insan, ama Aki’nin şımarık bir yanı var ve bir yandan da cinsiyetsiz gibi… Tabii ki, o bir ‘erkek’ ama.
Şimdi boyu uzamıştı ve kaslı değildi, ama kendine özgü bir şekilde sağlamdı. Tam bir ‘erkek’ti. “Gerçekten, buraya ne için geldim? Aki’nin vücuduna çok fazla bakıyorum.” Bir erkek… üstelik hoşlandığım kişinin vücuduna bakmak, kalbimin atışından daha da utanmama neden oldu. Kendi kendime neredeyse yaygara koparacaktım ki asıl amacımı hatırladım. Bir süre geçti, bu yüzden hızlıca dinledim. Şu anki konuşmaları tam da dinlemek istediğim kısımdı.
“Hina mı? Yani öyle sorsan bile, Hina Hina’dır.” Onun burada olduğumu bilmeden benim hakkımda konuşmasını dinlemek kalbimin hızla çarpmasına neden oluyor. O kadar hızlı atıyor ki dışarıdan bile duyulabiliyor. Ben benim, bu ne demek…!?
“Elbette öyle, ama senin kalbindeki yerini soruyorum.” Bu kadar isabetli bir soru için ellerimi çırpmak istedim. Aferin, abi! İşte bu, duymak istediğim şey buydu!
“Öyle desen bile. Hina Hina’dır ve bundan daha fazlası ya da daha azı değil… tıpkı cüce akşam çiçeği Hina* gibi, buna benzer bir şey.”
“Ne diyorsun?” Ne diyor? (Ç/N: Bir çiçeğin ismiyle kelime oyunu yapıyor, ヒナ属ヒナ科/ヒナマツヨイグサ = “‘Hina’ matsuyoigusa no ‘Hina’” sarı küçük bir tür çiçek ama türkçede bu kelime şakası mantıklı olmuyor.)
Abimle aynı şeyi söyledim. Aki’nin de böyle bir yanı olduğunu unutmuşum…… O da böyle davranınca kalbim daha da sıkışıyor ama şu an önemli bir durum olduğu için kendimi tutmak istiyorum.
“Yani Hina’nın yerini kimse dolduramaz mı?” Makoto-nii……! Bir kadının içgüdüsünden beklendiği gibi! Demek bu Makoto-nii’nin, Fuu-chan’ın bana öğrettiği ‘Uke’ pozisyonu!
“Aynen öyle. O sadece bir arkadaş ya da çocukluk arkadaşı değil, kimse onun yerini dolduramaz.” Yüzümün kızardığını hissedebiliyordum. Kulaklarım da yanıyordu. Ne yapmalıyım… Çok mutluyum… Ağlayacak kadar mutluyum.
“Ama son zamanlarda Kaede etrafımda dolanıyor!”
“!!”
――Bang! Kafamı duvara vurdum.
“Ne!?”
“O ses dışarıdan mı geldi?”
“Bu arada, bugün dışarıda çok gürültü var!” Büyük abilerim, teşekkür ederim… Beni korudular, bana büyük bir iyilik yaptılar. Mutluyum. Düşündüğüm gibi, ikisinin de birlikte mutlu olmasını istiyorum. Ama üzgünüm. Size ihanet edeceğim. İkisini de satıyorum.
“Fuu-chan sensei, lütfen bana yardım edin!” Az önce çektiğim ‘güzel fotoğrafı’ da ekleyerek bir YARDIM mesajı gönderdim.
Çevirmen: Toprak