Eighteen’s Bed - Bölüm 3.3
“Tabii ki, başka ne için olacaktı?”
Sonunda Go Yohan’ın yüzüne düzgünce baktı, muzip dudaklarının üzerinde bir kalem tutturulmuştu. Başta gururumdan bunu itiraf etmeyi reddetsem de, o an Go Yohan’ın yakışıklı olduğunu kabul etmek zorunda kaldım. Ne sinir bozucu bir herif. Burnunun altı ile dudağı arasına sıkıştırdığı kalem sesini bozuyor, şikayet eder gibi boğuk çıkmasına neden oluyordu.
“Ama üslubun biraz yanlış. Bir şeyleri bağışlamıyorlar sanki, bir şeyler vermeleri daha güzel.”
“Böyle art niyetlerle bir dine inanmak sence doğru mu?”
“Herkes öyle başlar zaten. Başta sadece iyi niyet vardır. ‘Ooo, bana lezzetli şeyler veriyorlar, demek ki bu kişi iyi biri.’ Tanrı’ya olan inanç da sana kurabiye veren o iyi insanla başlar, sonra mutlak inanca dönüşür. Başlangıç ve süreç önemli değil. Önemli olan şimdiki zamandır, yani şu an inanıyor olmam.”
Go Yohan sık sık böyle saçmalar. Bazen Han Junwoo bile bu zırvalara kapılıp giderdi. Çoğu zaman gerçekten saçmalıktı ama bazen benim bile ilgimi çekecek bir şeyler söylüyordu. Bu da o zamanlardan biriydi.
Sol elimle alnımı kaşındıran kaküllerimi geriye attım. Ama tekrar gözümün önüne düştüklerinde kafamı iki yana salladım. İnce saç telleri gözlerimin önünde dalgalandı. Kaküllerimi şakaklarımın yanında toplamak o kaşıntı hissini biraz azalttı.
O kadar meşguldüm ki saç kestirmeyi tamamen unutmuştum.
Han Junwoo ve Han Taesan’ın yokluğunda, öğretmen masasının önündeki sıralar hep boş kalıyordu. O boş yere bakmak için hiçbir sebebim yoktu. Altı gün önce sınıf öğretmeni beni öğretmenler odasına çağırıp Han Junwoo’dan haber alıp almadığımı sormuştu ama hiç tereddüt etmeden dürüstçe cevap vermiştim.
“Hayır, almadım.”
“Hala aranız düzelmedi mi Junwoo ile?”
Tek kelime etmeden acı bir şekilde gülümsedim. Bu, kasten planlanmış bir gülümsemeydi. Dürüst olmak gerekirse gülümsemek bile istemiyordum.
“Evet. Junwoo bana biraz… çok kızgın.”
“İlk o mu kızdı sana?”
“Evet.”
Öğretmen dedikodulardan bihaber değildi, bu yüzden sözlerimin altındaki imayı anlamış gibiydi. “Anlıyorum. Peki tamam,” deyip gitmeme izin verdi; sonra yerine oturup kendi kendine mırıldandı. Han Junwoo ve babasının çıkardığı rezillik hakkında şikayet ediyor gibiydi ama ben bu zavallı monoloğu, dinlediğimi belli etmeden gizlice takip ettim. Öğretmenler odasındaki atmosferi böyle tartıyordum.
Daha sonra okul çıkışında evde özel derse hazırlanırken Han Junwoo’nun babasından bir telefon aldım. Tıpkı sınıf öğretmeni gibi o da Han Junwoo’nun nerede olduğunu bilip bilmediğimi soran bir mesajı vardı. Ona şöyle dedim:
“Hayır, Junwoo artık benimle de iletişime geçmiyor.”
-Anlıyorum…
“Daha fazla yardımcı olamadığım için gerçekten üzgünüm.”
-Hayır, senin üzülmeni gerektirecek bir durum yok. Sorun değil.
Son zamanlarda Han Junwoo’nun babası normalden daha sık arar olmuştu. Ancak konuşmalar hep aynı nakarat üzerinden ilerliyordu. Han Junwoo ve beni hala “yakın dost” gibi göstermeye çalışan o sinsi çabayı fark edince telefonu hemen kapattım.
Gerçek şu ki, üzülecek hiçbir şey yoktu. Ama sadece göze girmek için “üzgünüm” diyordum. Tıpkı pek de sevimli olmayan bir bebeğe “ne kadar tatlı” demek gibi. Toplumda bu tür bir dil, bir nezaket biçimi olarak görülür. Bu yüzden yetişkinlerin benimle oyun oynadığını düşünmüyorum. Aksine, kendi nezaketimi bir palyaçonun acemi pandomimine benzetiyorum. Yerimi her zaman iyi bildim.
Bu yüzden, sevilmek için gösterdiğim bu çabalar sayesinde, eminim ki oldukça “sevilen bir palyaço” olacağım. İleride tiyatroda seyircilerin kaşlarını çatmasına neden olacak büyük bir hata yapsam bile, umarım bana olan sevgilerinden dolayı bunu görmezden gelirler. Bazı aptalların aksine, ben hayatımı akıllıca yaşıyorum.
Düşüncelerim bir yetişkinin gözünde dar kafalı bir kurnazlık gibi görünse de, kendi yaşıtlarım arasında beklenmedik durumları akıllıca yönetmeyi bilen tek kişi bendim. Park Dongcheol’a bakmanız yeterli zaten.
Park Dongcheol, Go Yohan’ın gözüne girmek için en çok çabalayan kişiydi. Ayrıca, Go Yohan’ın yanında erkenden saf tutmuş biri olarak görüldüğüm için bana da dostça davranıyordu. Eskiden Han Junwoo’nun en yakın adamlarından biri olsa da, şimdi onunla artık hiçbir bağı kalmadığını kanıtlamaya çalışıyordu.
“Şu herif ya… Sırf zengin ve tipi düzgün diye kendini bir şey sanıyordu. Dürüst olalım, Go Yohan’ın tipi çok daha iyi. Boyu da daha uzun. Öyle değil mi? Ha, bu arada Go Yohan’ınki de daha büyüktür, değil mi?”
Park Dongcheol, serçe parmağını sallayarak Go Yohan’a yüzeysel bir şekilde yaklaştı. Bu, Han Junwoo’yu yerin dibine sokarken Go Yohan’ı yüceltmenin bir yoluydu. Han Junwoo’nun övünç kaynağı kızlarla geçirdiği geceler olduğu için, Park Dongcheol doğal olarak bu “erkeksi” övünç payesini Go Yohan’a yamamaya çalışıyordu.
Ancak Lee Seokhyeon telefonuyla bariz bir şekilde ilgilenerek sadece yarım ağız dinlediğini belli ederken, yanındaki Kim Minho sıcak bir sosisi iştahla çiğnerken aniden araya girdi:
“Ooo, yani tuvalette Yohan’ınkine mi baktın? Seni gidi küçük velet. Neden başkasının malını dikizliyorsun lan? Yoksa gay misin? Han Junwoo ile takıla takıla sana da mı bulaştı yoksa? Hı? Ooo?”
Bu iğneleyici dalga geçme karşısında Park Dongcheol’un yüzü kıpkırmızı oldu ve hemen sustu.
“Kes şunu. Çok acınası duruyor. Sanki bunca zaman Han Junwoo ile kendi isteğiyle takılıyormuş gibi konuşma.”
Şansına, Park Dongcheol ile arası biraz iyi olan Kim Seokmin araya girip Kim Minho’yu durdurmasaydı, Dongcheol her an ağlayabilirdi. Kim Minho sosisin geri kalanını ağzını içindekiler görünecek kadar büyük açarak midesine indirdi. Sonra durup dururken kolunu Park Dongcheol’un omzuna attı ve göğsüne hafifçe vurdu:
“Hey. Bir şaka yaptık diye küsmedin herhalde? Bu kadar sünepe olma.”
Park Dongcheol sırıtarak karşılık verdi ama hiç de eğlenmediği belliydi. Kim Seokmin onun bu rahatsız halini görünce Kim Minho’nun elini ittirdi.
“Hey, hey… Kim Minho, yeter artık, kes şunu. Park Dongcheol, çıkışta internet kafeye gidelim mi?”
“Ha? Olur, gidelim.”
“Bir dakika, bir dakika… Siz ikiniz? Yok artık! Hadi canım! Bunu izleyemem. Hayır, gitmeyin.
Gidemezsiniz. Çabuk ayrılın. Ayrılın hemen! Hadi, ayrılın!”
“Siktir git ya! Kim Minho, kapa çeneni. Vallahi bittin oğlum sen.”
“Aman Seokmin, bana öyle bakma. Sırf hepimiz kaynaşalım diye, senin iyiliğin için yapıyorum! Alt tarafı bir şaka. Neyse, ben de geliyorum. Hey, Prens! Sen geliyor musun?”
“Ben pas geçiyorum. Eve erken gideceğim.”
‘Prens’ lakaplı Lee Seokhyeon, reddedercesine elini salladı. Tekrar telefonuna gömülürken, yönünü şaşırmış üç çift göz bana döndü. İlk konuşan Kim Seokmin oldu:
“Kang Jun, sen bugün de gelemezsin, değil mi? Örnek öğrenci olmak, o kadar ders çalışmak zor olmalı.”
“Evet, sanırım öyle.”
“Hassiktir… Hey, hey… Bütün gençliğin ders çalışmakla mı geçecek? Boş ver aileni falan, bize katıl. Hadi ama. Yapamaz mısın? Bir günden bir şey olmaz, anlamazlar bile.”
“Gerçekten gelemem. Siz üçünüz eğlenmenize bakın.”
“Vay be. Kang Jun, amma kuralcı adamsın. Çok sıkıcısın.”
“Oğlum, Kang Jun, Han Junwoo ile takılırken de kuralcıydı.”
“Lanet olsun. Dongcheol, Park Dongcheol! Biliyorum tamam mı? Biliyorum. Sen Han Junwoo ile fingirdeşirken Kang Jun bizimle takılıyordu, anladın mı? Bilmiyorsan kapa çeneni de siktir git şuradan. Bir de… Hey. Aramızdayken şu Han Junwoo’dan bahsetmeyelim. O gay herifi düşününce hala tüylerim diken diken oluyor. Zaten onunla hiçbir zaman yakın olmak istememiştim. Iyy.”
“Ah, pardon.”
“Boş ver. Dongcheol, ne diye özür diliyorsun ki? Minho, sen de amma attın ha. Han Junwoo’nun doğum günü için hepimiz beraber takılmadık mı? Ha doğru ya, Kang Jun, sen orada yoktun, değil mi?”
“Evet, o gün özel dersim vardı.”
“Aynen. Kang Jun, Han Junwoo’nun bu numaralarını erkenden sezmiş olmalı. Kahretsin ya! O zamanlar Han Junwoo’nun parası gözümü boyamış demek ki. Kahretsin! Sikeyim böyle işi!”
Kim Minho parmaklarını alnına bastırarak kafasını salladı. O sırada telefonuna yapışık yaşayan Lee Seokhyeon hafifçe kıkırdıyordu. Telefonunu cebine atıp ayağa kalktı.
“Neyse, ben kaçar.”
“Nereye? İnternet kafeye mi? Bizimle mi?”
“Başka neresi olacak? Tabii ki.”
Lee Seokhyeon fikrini değiştirince üçü de yumruklarını sıkarak bu durumu kutladılar. O sırada sınıfın arka kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. Gelen Go Yohan’dı. Bu gürültülü girişi, Kim Minho’nun sanki fırsat kolluyormuşçasına ona çıkışmasına neden oldu. Go Yohan’ın ondan daha “aşağıda” olduğu belli olsa da, Kim Minho böyle anlarda ona sesini yükseltme fırsatını asla kaçırmazdı.
“Ah, siktir git Go Yohan! Seni şerefsiz! İnsanların ders çalıştığını görmüyor musun? Ulan yemin ederim tam bir baş belasısın.”
“Haa, doğru ya. Özür dilerim canım arkadaşlarım.”
Go Yohan iki avucunu da midesine koyup özür dilercesine eğildi. Yerine oturur oturmaz, ellerini sanki soğuk suda yıkamış gibi kızarmış avuçlarını uyluklarına sürttü; sonra gülerek oyunbaz bir şekilde kafasını salladı.
“Lütfen Yohan’ı affedin.”
“Aman, neyse ne. Yohan, bize katılıyor musun?”
“Nereye?”
“İnternet kafeye. Hemen şurada aşağıda.”
“Deli misiniz oğlum? Hayatınızı mahvetecekseniz bensiz yapın bunu.”
“Go Yohan’ın hayatı da Kang Jun’unki kadar sıkıcı. Hepiniz amma tekdüze yaşıyorsunuz ha.”
“Otuzunuza geldiğinizde asıl siz çok sıkıcı yaşamaya başlayacaksınız. Çöpler sizi.”
“Hadi oradan be! Hey, alt tarafı bir saat oynayıp geleceğiz. Mola zamanı bu, mola!”
Kim Minho şakacı bir tehditle yumruğunu hafifçe kaldırdı ama Go Yohan, Minho’nun uyluğuna bir şaplak atarak bu rekabeti erkenden bitirdi. Böylece Kim Minho’nun küçük gövde gösterisi yenilgiyle sonuçlandı.
Yenilen taraf, boğazı sıkılmış bir ördek gibi garip bir ses çıkararak yerinden fırladı. Kim Seokmin ve Park Dongcheol bu sese gülerken, Kim Minho Park Dongcheol’un koluna bir yumruk atıp, “Çok mu komik lan? Çok mu komik?” diye söylendi.
Bu tantana dindikten sonra üçü de fırtına gibi sınıftan dışarı çıktı.
[Çeviren:Nkys⭐️]
Ben Bu psikopatları okumam abi 😨
Oku oku..
novel icin tesekkurler ama manhwasi guncel var mi biliyo musunuz
manhwasi 1. sezon bitti diye biliyorum, sitemize eklemeyi dusunuyoruz 🫶🏻
Bölüm ne zaman geleck
Bu taesan salak bildiğin Junwoo zaten malın teki sen kalk bide çocun evine git herkes mi mal olur bi seride o matchalı dondurmayı alnıma basıp şimdi kendimi beyin felci edecem yeter ya yeter
YENİ BÖLÜM GELSİN PLS YOHAN GELİP JUNA BAKICAK MI MERAK EDİYORUM SPOİ DE KABULÜMDÜR