Eighteen’s Bed - Bölüm 2.6
“Siktir, Kang Jun, seni zavallı herif. Karı gibi ağlıyorsun lan.”
Bulanık görüşümün arasından Han Junwoo’nun Han Taesan’ı bileğinden yakalayıp sürükleyerek götürdüğünü gördüm. Han Junwoo’nun vücudu Han Taesan’a değdiği anda, Han Taesan öğürdü ve yere kustu. Titreyerek elini ağzına bastırırken, Han Junwoo onu izleyip yanağını okşadı. Han Taesan dehşetle geri çekildi, vücudunu kıvırıp yere düştü ama Han Junwoo yine küfrederek onu zorla ayağa kaldırdı ve dışarı sürükledi.
Tüm bunların ortasında vazgeçemezdim. Parçalanıyormuş gibi hissettiren karnımı tutarak acı içinde kendimi kaldırdım ve peşlerinden gittim. Han Taesan şiddetle çırpınıyor ama sürekli dönüp bana bakıyordu. Gözlerinde tuhaf bir çaresizlik vardı. Huzursuz ediciydi. Han Taesan sinir bozucuydu.
Gözümde sadece o ikisi vardı. Han Junwoo’ya karşı kin, Han Taesan’a karşı ise öfke ve kıskançlık hissediyordum. Önümdeki iki kişinin izlerini yakalamak için elimi uzattım. Tam dış kapıya vardığımızda Han Taesan’ın giysisinin ucunu yakalamayı başardım. Han Taesan durdu, Han Junwoo da öyle.
Han Junwoo dönüp bana baktı, ben de ona dik dik baktım ama karşılığında aldığım şey şiddetti. Han Junwoo omzumdan yakalayıp beni itti, tökezleyip yere kapaklanmama sebep oldu.
“Siktir, artık siktir git şuradan! Seni siktiğimin herifi! Karışmayı kes!”
Han Junwoo bana bağırdı. Göğsüm sızlıyordu. Korkunç herif, bu iğrenç pisliğin tekiydi. Han Junwoo’yu öldürmek istiyorum. Han Junwoo’yu öldürmek istiyorum. Han Junwoo, Han Taesan’ı elinden tutarak yola doğru sürükledi.
Yerden alelacele ve tuhaf bir şekilde destek alarak arkalarından gitmeye çalıştım. İşte tam o andı.
Çın.
Mekanik bir ses duyduğumu sandım. Yanlış mı duymuştum? Kendimden şüphe ederken, bir pencerenin “pat!” diye kapanma sesini duydum. Aniden kuyruk sokumumdan yukarı doğru bir ürperti yayıldı. Dünyama bir sessizlik çöktü.
Hayır. Hayır.
Gözlerim uzaklaşan karaltılarının üzerinde olsa da, hızla evin içine kaçtım.
Neresiydi? O ses nereden gelmişti?
Kapıyı hızla kapatıp arkasına saklandım ve düşünmeye başladım. Aklım sadece buradaydı. Biri gördü mü? Kim gördü? Beni gördüler mi? Kalbim şiddetle çarpıyordu. Sanki biri kalbime çekiçle vuruyordu ve ürken kalbim yerinden sıçrıyordu. Hangi evdi? Duymuşlar mıydı? Hayır, görmüşler miydi? Benim olduğumu anlamışlar mıydı?
İçeri koştum, kapıyı kilitledim ve ağır ağır soludum. Sessizlik arttıkça kademeli olarak sakinleştim. Sonra Han Junwoo’nun o eziyet eden sesi zihnime geri sızdı.
“Aptal korkak.”
Gözyaşlarıyla ıslanmış yüzüm buruştu. Çarpılmış suratımdan bir sıcaklık yükseldi. Halının üzerine çömelip ağladım. O an, Han Junwoo beni gerçekten bir böcek gibi ezmişti.
En acı verici kısmı ise gece vaktindeki bu kaosu kimsenin fark etmemesi için, sızlayan vücudumla
Han Taesan’ın kusmuğunu temizlemek zorunda kalmamdı.
Nefesimi tutup eğilerek, burnumdan akan sümükleri çekerek temizledim. Gözlerim yanmaya başladı, görüşüm bulandı. Elimin tersine damlalar düştü. Hah. Derin bir nefes aldım.
Lavaboda bezi durularken aynaya bir göz attım. Burnumun altı tamamen kanla kaplıydı. O görüntüyle başım döndü.
Uyandığımda kendimi yatağıma yayılmış halde buldum. O sersemlemiş halimle bile, bayılmadan önce bir şekilde kapıyı kilitlemeyi başarmıştım.
“Bu halde bile bayağı etkileyiciyim.”
Öylece yatarak, zihnim yavaş yavaş berraklaşırken ve yüzüme donuk bir ağrı yayılırken ağır ağır gözlerimi kırpıştırdım. Kolayca hareket eden tek uzvum olan elimi kaldırdım. Omzum, eklemlerine pas oturmuş gibi sertleşmişti ve kemiklerimin arasından keskin bir ağrı saplanıyordu.
“Ah…”
Zorlukla, bir zamanlar yumuşak olan ama şimdi dokunulduğunda sertleşmiş olan acı içindeki vücuduma dokundum. Bir süre yüzüstü yattıktan sonra, yüzümü okşayan elimle kendimi yukarı ittim.
Yatakta otururken boş boş duvara baktım, sonra aniden gözyaşlarına boğuldum. Boğazımdan yukarı tırmanan o inleme sesi, beraberinde boğazımı cırmalayan bir acı getirerek ağzımdan çıktı.
Öfkemi kontrol edemeyerek ayağa kalktım ve yakalayabildiğim her şeyi fırlattım. Bir süre ağlayıp içimi döktükten sonra kendimi yere bıraktım. Dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım ve gözlerimi kapattım. Yine de gözlerim kurumuş gibi hissettiriyordu ve gözyaşları irademe karşı gelerek süzülüyordu.
“Lanet olsun!”
Gerçekten ölmek istiyordum.
Ama asıl ölmek istediğim an dündü.
Pencere kesinlikle kapalıydı. Acaba biri duymuş olabilir miydi? Kimse duydu mu? Lanet olsun. Lanet olsun. Lanet olası Han Junwoo. Lanet olası Han Taesan. Neden benim evime geldiler? Neden hayatımı böyle mahvettiler?
“…Lanet olsun.”
Han Junwoo’nun Han Taesan’ın önünde ezdiği şey benim gururumdu. Bu, Han Junwoo’nun benden kaçmasından ya da benden nefret etmesinden daha acı vericiydi ve o kadar haksızcaydı ki tuttuğum tüm gözyaşlarını dışarı çıkardı.
Yine de duygularımı gözyaşlarıyla serbest bıraktığım o anda bile başkalarının bakışlarının bilincindeydim.
Bu, o anlardan biriydi.
Aniden üzerime çöken o ağır sessizliği hissedince ağzımı kapattım. Saate baktım. Sekize geliyordu. Yardımcıyla bu halde karşılaşmanın çok tuhaf olacağı düşüncesi aklıma geldi. Aynı zamanda kafam da soğudu.
Zihnim mantığına geri döndü. Kimsenin beni böylesine utanç verici ve çirkin bir halde görmesini istemiyordum. Aciliyet dolu bir hızla ayağa kalktım, sandalyeyi düzelttim ve fırlattığım her şeyi yatağın altına tıktım. Sonra yardımcının kapıyı çalmasını bekledim. Birkaç dakika sonra, tam vaktinde kapı çalındı ve olabildiğince normal bir sesle konuştum.
“Lütfen içeri girmeyin. Sanırım şifayı kaptım. Kendimi iyi hissetmiyorum. Bugün okula gitmeyeceğim.”
“Gerçekten mi? Hastaneye gitmen gerekmediğine emin misin?”
Ağzımdaki metalik-kanlı tükürük tadını yuttum.
“Eğer hemen iyileşmezsem giderim.”
“Ayy vah vah. Sana biraz lapa yapayım mı?”
“Lütfen odamın önüne bırakın. Çok sevinirim.”
“Tamam, Jun evladım. Biraz bekle, olur mu?”
Okulu asmaya karar verdim. Ne gidecek havamdaydım ne de gidebilirdim.
Neyse ki ilaçlar odama saçılmıştı; onları topladım, çabuk iyileşmeyi umarak ağrıyan yerlerime sürdüm. Sonra tekrar yatağa girdim.
Elimdeki ilacı yere fırlattım.
Tüm vücudum titriyordu. Çok kederliydi. Kederden gelen acı, fiziksel acıdan daha büyüktü. Sanki midem küçük parmaklar tarafından çimdikleniyordu. Çok saçmaydı. Kederle dolu yüzümü saklamak için pencereden gelen tüm ışığı kestim ve battaniyenin altına gömüldüm. Beni kederimin ağırlığından koruyabilecek tek şey bu battaniyeymiş gibi geliyordu.
Uyumam lazım. Uyumalıyım. Gözlerimi zorla kapattım. Sorun yok. Annemle babam bilmiyor ve Han Junwoo dün geceki olayları sağda solda anlatacak biri değil. Sorun yok.
Böyle düşünerek battaniyenin daha da derinlerine sığındım.
Hayır, aslında hiç de sorun yok.
Doğrusu, battaniyenin altında saklanırken dilimin ucunda dönüp duran tüm kelimeleri zihnimde serbest bıraktım. İster Tanrı olsun ister ailem, herhangi birine dökmek istediğim kelimeler bir şelale gibi boşaldı.
Lütfen. Bunu Han Junwoo yaptı. Han Junwoo bana vurdu. Beni çiğnedi. O çöp herif. Han Junwoo deli bir pislik. Aklını kaçırmış. O herif normal değil. O lanet Han Taesan için bana bunu yaptı. Bir yılımızı nasıl beraber geçirebildik? O bir yıl boyunca Han Junwoo’ya karşı ne tür hisler beslemiştim? Han Junwoo hepsini ezdi. Tam da Han Taesan’ın önünde. Ben bir aptalım. Ve bu halimi Han Taesan’ın önünde göstermek… Bir de birinin bu korkunç durumu görmüş olabileceği düşüncesi…
Zihnimdeki bu sayıklamayı durdurdum. Öz nefret dalgaları yükseldi. Sanki intihar etmek istiyormuşum gibi hissettim.
En acınası kısım ise, battaniyenin altında ağladıktan sonra yaptığım ilk şeyin dün geceki tüm mesajları ve arama kayıtlarını Han Taesan’dan alelacele silmek olmasıydı. Gecenin ilerleyen saatlerinde, dış kapının sabahki kamera görüntülerini bile sildim. Bu, kimsenin bilmesini veya görmesini istemediğim utanç verici bir sırdı.
Sonunda okulu üç gün astım. Çirkin görünümüme rağmen vücudum sorunsuz bir şekilde iyileşiyordu.
Darbe alırken bile vücudumu göze çarpmayacak yerlerimi korumak için çevirmeyi başarmıştım ya da belki de iyi beslendiğim ve sağlıklı olduğum için o kadar zayıf değildim. Sonuçta görünürde büyük bir yaralanma yoktu. Kritik derecede ağır yaralar yoktu, sadece giysilerimin altına gizlenmiş birkaç koyu morluk vardı. O üç gün boyunca battaniyenin altına gömülü kaldım, ağladım da ağladım. Bana gelen tüm aramaları da görmezden geldim.
Tamamen iyileşene kadar dayanmayı planlıyordum ama ne yazık ki uzun süredir uzakta olan ailem aniden çıkageldi. İşte şimdi tamamen hazırlıksız yakalanmıştım.
“…Oğlum, yüzüne ne oldu?”
“Ah, şey.”
“Biriyle kavga mı ettin? Ama hasta olduğunu söylemiştin. Soğuk algınlığı demiştin?”
Babamın sorgulayıcı soruları karşısında zihnimi hızla çalıştırdım.
“Ah, hastaydım. Bir arkadaşım benim için ders notlarını almıştı da…”
“Eee?”
“Onları almaya giderken bir şekilde kavgaya karıştım.”
“Ne?”
“Ciddi bir kavga değildi. Sadece… düştüm ve yüzümü yere çarptım.”
“Bir çocuğun yüzünü bu hale getiren nasıl bir kavga olabilir? Kimdi o?”
Babam yüksek sesle bağırınca ellerimi telaşla salladım.
“Hayır, sadece sorun çıkarmak istemiyorum. Ciddi bir kavga değildi ve barıştık.”
“Anlat bakalım, kavganın konusu neydi?”
“…Şey.”
İyice düşündüm ve gerçekten zavallıca bir sebep uydurdum.
“Kız arkadaşı tarafından terk edildiği için onunla dalga geçtim.”
“Ne?”
Cevabımın saçmalığı beni kurtarmış gibiydi. İnanmayarak soluklanan babam aniden kahkahalara boğuldu.
“Siz nesiniz böyle, ergen misiniz?”
“Yok ya…”
“Bir daha yapma şöyle şeyler.”
“…Tamam.”
Yüzümün olabileceği kadar kötü görünmüyor olması da işe yaradı. Rahatlamıştım.
Ayrıca biraz tuhaf bir şey daha oldu. Akşam yemeği yiyip oturma odasında meyve yerken, annem aniden Han Junwoo’yu sordu.
“Aklıma gelmişken, bugünlerde Junwoo ile hâlâ yakın mısınız?”
“Ne?”
“Yok, sadece Junwoo son zamanlarda eve pek gelmiyor gibi geldi de.”
Evde durduklarından çok dışarıda oldukları halde neyi merak ediyorlardı ki? Hakkında düşünmek bile istemediğim Han Junwoo’nun aklıma gelmesi modumu düşürdü. Bu yüzden biraz sert bir cevap verdim.
“Her zamanki gibi işte, yani sanırım.”
Her zamanki gibiymiş, kıçıma anlat. Siktir. Siktir et. Şu an ölecek kadar utanmış ve aşağılanmış hissediyorum.
“Neden, yardımcı birkaç gün önce başka bir arkadaşının geldiğini söyledi. O arkadaşınla yakın mısınız?”
Vücudum kaskatı kesildi. Başımı yavaşça mutfağa doğru çevirdim. Yardımcı titizlikle masayı siliyordu. Kanım dondu. Duymuş muydu? O zaman olanları duymuş muydu? Gürültüyü duymuş olabilir miydi?
Yoksa o pencereyi kapatan yardımcı mıydı?
[Çeviren: Nkys⭐️]
Ben Bu psikopatları okumam abi 😨
Oku oku..
novel icin tesekkurler ama manhwasi guncel var mi biliyo musunuz
manhwasi 1. sezon bitti diye biliyorum, sitemize eklemeyi dusunuyoruz 🫶🏻
Bölüm ne zaman geleck
Bu taesan salak bildiğin Junwoo zaten malın teki sen kalk bide çocun evine git herkes mi mal olur bi seride o matchalı dondurmayı alnıma basıp şimdi kendimi beyin felci edecem yeter ya yeter
YENİ BÖLÜM GELSİN PLS YOHAN GELİP JUNA BAKICAK MI MERAK EDİYORUM SPOİ DE KABULÜMDÜR