Eighteen’s Bed - Bölüm 2.1
İki gün sonra, ayakkabı dolabımda küçük bir not buldum.
(“Bugün beden dersinden önce depoya gelebilir misin?”)
Bir an bunun bir itiraf olup olmadığını düşündüm, ama sonra okulumuzun erkek lisesi olduğunu hatırlayıp bu fikri hemen aklımdan attım. Olacak iş değil. Dördüncü ders olan beden eğitimi başlamadan hemen öncesine kadar da bunu tamamen unutmuştum.
Beden kıyafetlerimi giyindikten sonra depoya gittim, orada kim olduğu hakkında biraz merak doluydum, ama pekte üzerinde düşünmedim. Önemli bir şey olacağını pek düşünmemiştim. Ama notu gönderen kişi beklediğimden çok farklıydı. Siyah saçları başına yapışmış, ürkek yüzlü biri… Han Taesan’dı.
“Han Taesan?”
Adını şaşkın bir sesle söyledim. Az önce tedirgin bir şekilde tırnaklarını kemiren o küçük baş aniden yukarı kalktı. Okula ilk geldiğindeki o masum gülümsemeyle el salladı. Bu manzara karşısında kaşlarımı çattım.
“Ne oldu? Durup dururken hemde.”
Soruma karşılık Han Taesan tombul parmaklarını huzursuzca kıvırdı.
“Şey… be-benim söylemek istediğim bir şey var…”
“Ne?”
İlk fırsatta buradan gitmek istiyordum. Dürüst olmak gerekirse, bizi kimse bu şekilde yalnız başımıza görsün istemiyordum. Garip dedikodularla karşı karşıya kalmak istemedim. Han Taesan’a her zaman, sadece kendimi iyi biri gibi gösterecek kadar yardım ederdim.
Benim içimde neler döndüğünden habersiz olan Han Taesan, başparmağını kemirmeye devam ederek depoya göz gezdirdi. Sanki kararını vermiş gibiydi ama konuşmaya yeltendiği anda yine içine kapandı.
“…..”
İşte bu yüzden sinirleniyordum. Han Taesan’ı hiçbir zaman sevmedim, o yüzden ne yaparsa yapsın sinir oluyordum. O küçük ağzı sürekli hareket ediyor, ve normalde sevimli sayılabilecek o hareket bile bana fazlasıyla sinir bozucu gelmişti. Gereksiz yere hassas davrandığımı fark ettim.
“Üzgünüm ama derse gitmem gerekiyor, o yüzden biraz çabuk olur musun?”
İşleri daha da kötü yapan şey, bugün kendimi pek iyi hissetmiyordum. Başım berbat durumdaydı.
Belki de Han Taesan’a kızgın değildim; sadece içimdeki öfkeyi birinden çıkarmak istiyordum. Son zamanlarda midem daha çok ağrıyordu ve bu da beni iyice strese sokuyordu. Canımı sıkan o kadar çok şey vardı ki… Düşüncelere dalmışken Han Taesan sonunda kararını vermiş gibi göründü ve kısık bir sesle kekelemeye başladı.
“Şey, Jun-ah. Hani… ben, ben…”
“Hmhm.”
Dalgın bir şekilde cevap verdim, boynumu kaşıyarak. Teneffüs neredeyse bitmek üzereydi; keşke artık lafı dolandırmadan söylese diye düşünüyordum. Neredeyse o küçük ağzını zorla açıp kelimeleri döktüresim geliyordu.
Tam o sırada, talihsiz bir şekilde depo kapısı açıldı. Han Taesan’la ben aynı anda dönüp kapıya baktık ve nefes nefese kalan Han Junwoo’yla göz göze geldik. Hayır, aslında ben değil; göz göze gelen Han Taesan ile Han Junwoo’ydu.
“Hah… hah…”
Zorlanarak nefes alışını duyunca anladım. Han Junwoo koşmuştu. Kesinlikle koşarak gelmişti. Ardından gelen düşünceyse kalbimi daha da sızlattı. Han Junwoo’nun ortadan kaybolan Han Taesan’ı bulmak için oradan oraya koşuşturduğunu hayal ettim.
Han Junwoo uzun bir nefes verdi ve hiç tereddüt etmeden depoya daldı. Ben de farkında olmadan boynumu kaşıyan elimi indirdim. Asık bir ifadeyle Han Taesan’la benim aramda bakışlarını gezdirdi, sonra çok alçak bir sesle konuştu.
“Neden onunla birliktesin?”
Kime söylediği belli değildi. Yumruklarını sıkıp gevşetiyordu.
Dışarıdan sakin görünmeme rağmen, içimde öfkeden kıvranıyordum. Han Junwoo’nun sonunda bana bakması biraz zaman aldı. Ama o bakıştan nefret ediyordum.
“…Ne var, Han Junwoo?”
Lütfen… lütfen bana öyle bakma. Beni buraya çağırdığı için kızman gereken kişi Han Taesan, en yakın arkadaşına böyle kinle bakman değil. Ben sadece Han Taesan yüzünden bu işin içine çekildim.
Yine de Han Junwoo’nun gözleri yoğun bir öfkeyle yanıyordu ve bunun tutku ya da coşku olmadığını bilmek kalbimi paramparça ediyordu. O gözler öfke, kıskançlık ve kinle doluydu—sevgi yüzünden aklını yitirmiş birinin yüzüydü bu. Bazen acınası bulduğum o yüz.
“Neden onunlasın?!”
Acınası, Han Junwoo. Gerçekten acınası. Ben de ona sert sert baktım. Ama neden acınası olanın o değil de benmişim gibi geliyordu?
Uzun adımlarla bir anda yanıma geldi. Yüzüne yakından baktığım anda dünya sanki sallandı.
“…!”
Ne olduğunu kavrayamıyordum. Dengemi kaybedip yere yığılırken, az önce yaşadıklarım zihnimde ağır ağır yeniden canlanmaya başladı.
“Bu yaşanıyor olamaz…”
Bana vurdu.
Han Junwoo bana yumruk attı.
Yere yığılmış halde, titreyen ellerimle yanağıma dokundum. İnanamıyordum. Nasıl. Nasıl yapabilirdi bunu?
“Jun-ah!”
“Kahretsin. Sana dedim ya, ona Kang Jun diyeceksin! Hayır, hiç çağırma! Kang Jun! Ona seslenme bile, orospu çocuğu!”
Şaşkın bir şekilde yanıma yaklaşan Han Taesan’ı görürken, Han Junwoo delirmiş gibi bağırıyordu. Han Junwoo’nun yüzünü gördükçe, Han Taesan’ın yüzü yavaş yavaş solmaya başladı.
“Ü-üzgünüm. Özür dilerim.”
“Söz verdin. Sen… bana söz verdin. Kahretsin!”
Han Taesan bir adım geri çekildi, ama Han Junwoo’nun sözlerinin aksine hâlâ neredeyse gözyaşlarıyla bakıyormuş gibi bana bakıyordu. Bu olmamalı. Ağlaması gereken kişi sen değilsin, benim.
Yere oturmuş, yarı açık kapıya sessizce bakarken, kendi gözlerim doldu ama şükür ki daha ağlamadan Han Junwoo, bağırıp çağırarak Han Taesan’ı kolundan sürükleyip depo dışına çıkardı. Hepsi bir anda olmuştu.
Depoda otururken, yarı açık kapıdan sızan güneş ışığını izledim. Sanki içimdeki bir baraj patladı ve gözyaşlarım akmaya başladı.
Her şeye içerledim. Beni buraya çağırıp dostane davranıyormuş gibi yapan Han Taesan’a ve bana vuran Han Junwoo’ya—ikisi de keşke bir an önce yok olsa. Kısa bir an için bile ilişkisinin bir yan karakteri haline gelmiş olmama sinir oldum. İkisine de içimden kırgınlık duyuyordum.
Oradan kalktım, beden dersini atladım ve erken çıkış izni almak için öğretmenler odasına yöneldim. Yüzüm şişmiş ve kırmızıydı ama o an en az dert ettiğim şey oydu. Eve gitmek için bahane uyduracak bir tip olmadığımı bilen öğretmen, bir şeylerin olduğunu hissetmiş gibiydi.
Eve gelir gelmez yatağıma uzandım ve uykuya daldım. Uyandığımda, bir zamanlar kızarmış olan yüzüm şişmiş ve morarmıştı. Alışkanlıktan telefonuma baktım ve Go Yohan’dan bir mesaj gördüm. Onunla çok fazla iletişim kurmamıştım ama Han Junwoo yüzünden bir temas kaydı kalmış gibi görünüyordu. Siktir.
Başka biri olsaydı görmezden gelirdim, ama ne yazık ki Go Yohan, Han Junwoo’nun ardından okul sıralamasında ikinciydi ve okul hayatımı etkileyebilecek güce sahipti; bu yüzden onu boşlayamazdım.
[Hey, ne zaman kaçtın?]
Dişimi gıcırdatarak, üç saat önce gelen mesaja gecikmeli bir şekilde cevap verdim.
[ Hahaaa iyi hissetmiyordum]
Şu anki durumumu kimseye belli etmemek için bilerek şakacı, hafif bir cevap gönderdim. Han Junwoo tarafından vurulmuş olmak utanç verici ve rezil ediciydi. Hepsi Han Taesan yüzünden.
[Çok kötü mü?]
Go Yohan endişe mi gösteriyor? Ne sikim. Garip bir hisle dolup telefonu kapattım.
Birkaç saatin sonunda, bir depresyon algası beni vurdu. Go Yohan’dan gelen mesaj modumu düşürdü. Aynı zamanda beraber çalıştığım birkaç arkadaşında mesajına yanıt verdim, ama istediğim bu değildi.
Beni arayanlar arasında Han Junwoo yoktu. Sanırım delirmiş olmalıydım. Ama kendimi, bunun çılgın bir aşkta olan biri için kader olduğunu düşünerek avutuyordum.
Bunu bilmememe rağmen, orada aptal gibi uzanıp en iyi yaptığım şeyi yapıyordum. Gözlerimi kapattım ve gerçeği görmezden geldim.
“…Ben tek değilim.”
Belki de Han Taesan ve ben aynı durumdaydık. Ne kadar tuhaf ve çarpık düşünceler… Ve içine bencil, iğrenç, çocukça umutlar karışmıştı. Yatakta uzanıp tavana bakarken bir mesaj daha geldi. Tanımadığım bir numaradan gelmişti.
[Jun-ah, çok mu kötü yaralandın?]
Kaşlarımı çattım. Yaşıtlarım arasında beni “Jun-ah” diye çağıran kimdi? Go Yohan. Ama bu numara onunkisi değildi. Düşünürken durmaksızın mesajlar gelmeye başladı ve sinirlerim bozuldu.
[Üzgünüm. Gerçekten üzgünüm. Hepsi benim yüzümden.]
[Üzgünüm.]
[Lütfen beni affet.]
Üç kelime mi, dört kelime mi fark etmez, hepsi o kadar sinir bozucuydu ki telefonu yere fırlattım. Bu salak numaramı nasıl buldu? Hayır, hatta telefonu bile yokken nasıl mesaj gönderebilir? O zaman aklıma geldi. Ah. Bir keresinde ben aramıştım.
Aptal beynimi lanetledim ve karışık duygularımı boşaltmak için yatağa öfkeyle yumruk attım; sonunda kendi kendime yorgun düşüp uyuyakaldım. Düşüncelerim kaybolmadan önce, son mesaj zihnimde belirdi.
[Lütfen benden nefret etme.]
Komik işte. Zaten aylardır senden nefret ediyordum.
Ertesi sabah, yüzüm mantı gibi şişmiş şekilde uyandım.
Okula gitmedim. Ne kadar örnek bir öğrenci olsam da, bu yüzle okula gitmeye yeterince hevesli değildim.
Evdeki yardımcımız benim için öğle yemeğini hazırladı. Yemek yerken dikkatli olmamı tembihledi. Ama öğle yemeği sadece yumuşak bir muhallebi ve patlıcan gibi ezilmiş yan yemeklerden oluştuğu için hepsini tek seferde yuttum.
Kaşığı bırakıp bir bardak su içmek üzereyken, yardımcı tabakları toplamak için yanıma geldi. Tek eliyle kasemi kaparak,
“Jun. Bir arkadaş uğradı.” dedi.
“Ne?”
“İçeri alayım mı?”
“Arkadaş.” Bu kelimeyle kalbim hafifçe çarptı. Ne hissettiğimi anlamadan, kapıda kimin olabileceğini hayal ettim.
Acaba Han Junwoo olabilir miydi?
Uzak bir ihtimal gibi görünüyordu, ama aslında mantıklıydı. Lise arkadaşlarımın çoğu evime gelmemişti. Arkadaşlarım arasında sadece birkaç kişi nerede yaşadığımı biliyordu. Eğer oysa, beni dövdüğü için özür dilemeye gelmiş olmalıydı. Han Junwoo beni daha önce hiç dövmemişti. Evet, kesinlikle endişelenmiş ve merak etmiş olmalıydı.
“Evet, lütfen içeri al.”
Hayalim kesinliğe dönüştü. Kendimi saf bulsam da, Han Junwoo için bir önem taşıdığımı düşünmek hoşuma gitmişti. Kalbim beklentiyle doldu. Hemen girişe doğru döndüm ve adımlarımı hızlandırdım.
Ama orada bekleyen kişi, tahmin etmediğim biriydi.
“Hey, merhaba.”
Keskin hatlı bir yüz, elinde zarf sallayarak içeri girerken şakayla karışık el salladı, ama yüzümü görünce olduğu yerde durdu. Sonra alışılmadık şekilde ciddi bir ses tonuyla sordu:
“Yüzüne ne oldu?”
Hayal kırıklığından neredeyse dizlerim boşaldı. Go Yohan, evimi nereden biliyordu?
“…Düştüm.”
Cevabımı duyunca Go Yohan kaşlarını çattı, ardından ağzını buruşturarak,
“Gerçekten aptalın tekisin.” dedi.
[Çeviren: Nkys ⭐️]
Ben Bu psikopatları okumam abi 😨
Oku oku..
novel icin tesekkurler ama manhwasi guncel var mi biliyo musunuz
manhwasi 1. sezon bitti diye biliyorum, sitemize eklemeyi dusunuyoruz 🫶🏻
Bölüm ne zaman geleck
Bu taesan salak bildiğin Junwoo zaten malın teki sen kalk bide çocun evine git herkes mi mal olur bi seride o matchalı dondurmayı alnıma basıp şimdi kendimi beyin felci edecem yeter ya yeter
YENİ BÖLÜM GELSİN PLS YOHAN GELİP JUNA BAKICAK MI MERAK EDİYORUM SPOİ DE KABULÜMDÜR