Eighteen’s Bed - Bölüm 1.7
Han Taesan’ın kulağıma sızan o sesi bile tek başına ürpertici ve huzursuz ediciydi, bu yüzden veda etmesine fırsat bile vermeden telefonu yüzüne kapattım.
O gün Han Taesan’a ne oldu, neler bitti hiç bilmiyorum, tek bildiğim, ertesi günden itibaren okula tekrar gelmeye başladığıydı. Bir hafta sonra ise o kendine has çocuksu teninde beyaz tüyler belirmeye başladı. Üstelik Han Taesan, o günden sonra benimle her zamanki tavrıyla konuşmayı da bıraktı.
Davranışlarındaki bu ani değişim beni şüphelendirmişti. Han Taesan’ın yüzündeki bütün morluklar tamamen geçtiğinde ise kendimi “yok artık, olamaz…” derken buldum. İçimde tuhaf bir mutluluk vardı.
Derken, iki hafta sonra Han Junwoo aniden yanıma gelip benimle konuşmaya başladı.
“Hey.”
“….”
“Kang Jun.”
“…”
Han Junwoo’ya bakmadım bile, sadece karşıma bakıyordum. Ama gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
Han Junwoo Han Taesan’dan bıkmış olabilir miydi? Bütün endişelerim boşuna olabilir miydi? Eğer öyleyse, bu iyiydi. Onu tanımadığı liseli bir kız ile bir gece geçirdiği ve benimle konuşmadığı için affedebilirdim. Han Junwoo için sadece arkadaştan öte biri olmamamın bir önemi yoktu aslında ama yine de işte, öyle hissediyordum.
“Konuşalım hadi.”
Elimde olmadan yüzüme kocaman bir gülümseme yayıldı. Engel olamıyordum işte, başımı çevirip Han Junwoo’ya baktığımda, o da buruk bir tebessümle yanağını kaşıyordu.
“Şşt. Biz arkadaşız sonuçta, değil mi?”
“Evet.”
“Kahretsin, iğrenç. Yani ne demek istediğimi anlıyorsun değil mi?”
“Evet, anladım.”
“Eee cevabın?”
“Cevabım… Olur öyle, sorun yok.”
“Siktir ya. Bu inek inek konuşmalarını bile özlemişim.”
Han Junwoo ayağıyla hafifçe sandalyeme vurdu.
Özlemek? Özledin? Bir anlığına, yumruğumu sıkıca sıktım. Ama Han Junwoo, o mutluluğu yaşamama fırsat bile vermeden konuşmaya devam edince, diş etlerimi kanatana kadar sıkmak zorunda kaldım.
“Ama Han Taesanla bundan sonra fazla yakın olmayacaksın.”
“Ne?”
“Bundan sonra bende ona zorbalık yapmayacağım.”
Bu, Han Junwoo’nun Han Taesan’dan hâlâ bıkmadığı anlamına geliyordu. Dünyadan haberi olmayan umursamaz Han Junwoo, başka bir yol bulmuştu. Ve benim inadım, sadece olayları hızlandırmaya yaramıştı. Yine de Han Junwoo’nun yanındaki yerini bilen, o son derece rasyonel Kang Jun, titreyen bir gülümsemeye kendini zorlayarak şöyle dedi,
“Evet, anlaştık. İyice ölçüp tartmışsın belli ki.”
Evet ölecekmişim gibi hissetsem de senin arkadaşınım.
İşin garibi, o günden sonra Han Junwoo gerçekten de Han Taesan’a zorbalık etmeyi bıraktı. Ne ona vurdu ne de korkutucu sözlerle tehdit etti.
O kısacık iki hafta içinde neler olduğunu gerçekten merak ediyordum, ama Han Junwoo’nun içinde bazı şeyler önemli ölçüde değişmiş olmalı ki bu da onun kalbini değiştirmişti.İşte o zaman pişman oldum.
Han Junwoo, Han Taesan’ı yemekhaneye getirmeye, yanına oturtmaya başladı. Durup dururken masasına bir parça ekmek fırlatıyor, sonra da bu hareketinden korkan Han Taesan’a, “Siktir git be, sanki seni yiyeceğim!” ya da “Ne bakıyorsun öyle be adamın asabını bozma!” diye bağırıp çağırıyordu. Üstelik okul çıkışında beni öylece arkasında bırakıp şu zavallı Han Taesan’ın peşine takılır olmuştu.
Han Taesan’daki değişim gibi ben de ona karşı soğuk davranmaya başladım. Göz göze geldiğimizde direkt kafamı çeviriyordum. İşte, benim günlük hayatım da böyle bir şeye dönüştü.
***
Han Taesan fakirdi. Sadece okul üniformasına bakarak bile bunu anlayabilirdiniz. Hayatımda bu kadar yıpranmış, eskimiş bir kumaş görmemiştim. Muhtemelen bir yerlerden bulunmuş, elden ele geçmiş, emanet bir parçaydı. Ama ona acımıyordum. Sadece “Vay be, böyle çocuklar da varmış,” deyip geçiyordum. Onunla asla yolumun kesişmeyeceğini, işimin düşmeyeceğini düşünürdüm. Seviyelerimiz farklıydı. Normal şartlarda onunla tek kelime bile etmezdim.
Han Taesan’da Han Junwoo’yu bu kadar öfkelendiren, peşini bir an bile bırakmamasına sebep olan ne vardı? Neden ondan vazgeçemiyordu? Acaba hiç tatmadığı bir hayatın merakı mıydı bu? Ben de mi fakir bir ailede doğmalıydım? Kendi halime biraz acıyarak ensemi kaşıdım.
Hayat akıp giderken, Han Junwoo’nun kızlarla yatıp kalkmasını izlemek de, Han Taesan’la ilgilenmesini görmek de alıştığım şeyler haline geldi. Çünkü üzerinden epey zaman geçmişti. Ayrıca, Han Junwoo ile birbirimizle tek kelime etmediğimiz süre de iyice uzamıştı.
Zaman geçtikçe, o dünyadan haberi olmayan Han Taesan yine aptalca bir şey yaptı. Alttan alta benimle samimiyet kurmaya çalışıyordu. Hiç mi yorulmuyordu bu çocuk?
Artık Han Taesan, Han Junwoo’nun önünde sanki boğulacakmış gibi yemek yemiyor ya da tam bir aptal gibi davranmıyordu. Yine de ara sıra kolumu çekiştirip duruyordu. Öyle yaptığında, hafifçe gülümser ve kolumu kaldırıp ceketimin ucunu elinden kurtarırdım.
Ne zaman Han Taesan’ın gözlerindeki o bakışı görsem, içimi tuhaf bir huzursuzluk ve korku kaplıyordu. Bana baktığında gözlerimi yere dikerdim. Han Junwoo ile otelde buluşmaya giderken, takside hissettiğim o duyguların aniden tepeme bindiği anlar oluyordu; o zamanlar bütün geceyi yüzümü yastığa gömüp, uykuyla uyanıklık arasında gidip gelerek geçirirdim
Gençlik aşkı böyle bir şey, değil mi?
Kendimi her ne kadar rahatlatmaya çalışsam da hissettiğim üzüntü beni yalnız bırakmadı.
Son zamanlarda Han Junwoo, Han Taesan ile daha sık konuşmaya başlamıştı. Zaten hep konuşurdu ama asıl sorun, sözlerinin artık biraz daha sevecen bir hal almasıydı. Han Junwoo’nun gözleri, Han Taesan’a her baktığında hafifçe titrer olmuştu.
Tam o anlarda, ona her böyle bakışında, ben acıdan ölecek gibi hissettiğimde, Go Yohan benimle konuşmaya başlardı.
Genelde havadan sudan, boş muhabbetler olurdu bunlar. Dürüst olmak gerekirse, bunun için ona minnettardım.
*
Bir gün, okul çıkışında Han Taesan ve Han Junwoo’nun eve nasıl gittiklerini, beraber mi ayrı mı olduklarını aniden merak ettim. Kıskanç bir adamın kapılabileceği türden basit bir meraktı işte.
Han Junwoo’nun sessizce Han Taesan’ın arkasından gidişini izlediğimde, yan yana yürümediklerini gördüm. Yine de koca bir oğlanın peşinden gitmekten asla bıkmıyor gibi görünen Han Junwoo’ya karşı içimde bir merak uyandı. O an bile, bunun Pandora’nın kutusu gibi olduğuna dair kötü bir his vardı içimde.
Asla açılmaması gereken, küçücük bir kutu… İçinde dünyanın tüm kederinin ve o kederden daha hüzünlü, daha çaresiz bir umudun saklı olduğunu bilseniz bile, içine bakmadan duramadığınız türden bir kutu.
“Aklımı kaçıracağım. Gerçekten…”
Evet o an sağlıklı düşünemiyordum, biliyorum ama yine de Han Junwoo’yu okul çıkışında takip ettim.
Ama daha yolun yarısındayken geri döndüm.
Han Junwoo, Han Taesan’a yakalanmamaya çalışarak, pür dikkat onun sırtını izleyip temkinli adımlarla yürüyordu. Etraf, boyaları dökülmüş ucuz betonlar, paslanmış kapılar, tozlu üst geçitler ve tamponları çökmüş arabalarla doluydu. Eski ve köhne bir dekoru andıran bu manzaranın içinde iki çocuk arka arkaya yürüyordu. Han Taesan ve Han Junwoo. Ben ise öylece durmuş, boş gözlerle onları izliyordum.
Her şey o kadar saçma ve aptalca geldi ki arkamı dönüp gittim.
Karanlık odamda otururken, üzerine uzun uzun düşündüm ve doğru olanı yaptığıma karar verdim. Merak ediyordum etmesine ama sonuna kadar peşlerinden gitseydim neyle karşılaşacağımı kestiremiyordum. Sadece bu kadarını görmüş olmak beni rahatlatmıştı. Evet, bilmemek en iyisiydi. Sırf merak uğruna Pandora’nın kutusunu açacak kadar aptal değildim.
Han Junwoo’nun takıntısı her geçen gün daha da şiddetleniyordu, Han Taesan ise ondan hâlâ çekiniyor, onun yanında rahat edemiyordu. Hatta dürüst olmak gerekirse, Han Taesan, Han Junwoo’dan resmen nefret ediyor gibiydi.
Hayır kesinlikle ondan nefret ediyordu. Eh bunda da haksız sayılmazdı. Okula nakil olduğu günden beri kendisini evire çevire döven birini sevmesine imkan yoktu zaten. Dürüst olmak gerekirse, bu durum bana biraz komik geliyordu. Belki de en başında Han Junwoo’nun Han Taesan’ı dövmesine engel olmadığım için şükretmeliydim.
Kenetli ellerimi başımın arkasına koyup tavana baktım. Gözüme o pahalı lüks avize çarptı. Ailem gerçekten varlıklıydı ve tek çocuk olduğum için üzerime titrerlerdi, sevgilerini hiç esirgemezlerdi. Ne istediysem hep önüme gelirdi.
“Siktir ya..”
Han Junwoo’ya aşık olmadan önce elde edemeyeceğim hiçbir şey olmadığını düşünmüştüm, o siktiğimin Han Junwoo’su, dünyanın her zaman benim istediğim gibi dönmediği şeklindeki o acımasız gerçeği bana bizzat öğretti. Ve eminim ki, şimdi Han Junwoo da bu gerçeği canı yana yana fark ediyordur.
Eh, dünya bu kadar net ve bariz bir şekilde oldukça acımasız.
En azından ben duygularımı dizginlemeyi ve saklamayı Han Junwoo’dan çok daha iyi biliyordum. Han Junwoo ise duygularına öylesine yenik düşmüştü ki, Han Taesan’a nasıl baktığının farkında bile değildi. O ani ve alışılmadık his, onu fena halde sarsmış olmalıydı.
Bu hissi çok iyi biliyordum çünkü ben de bizzat tecrübe etmiştim. Ben buna katlandım ama Han Junwoo katlanamadı. İşte bu yüzden, Han Taesan üzerinde iyi bir izlenim bırakmaya çalışmak yerine, sürekli olarak kendinden nefret ettirecek şekilde davranıyordu. Aslında bu benim için çok daha iyiydi.
“Lütfen, sonuna kadar her şeyden habersiz kal.”
Ya da bırak, Han Taesan artık yorulsun ve buralardan çok uzaklara gitsin. Han Junwoo’nun hemen bunıun ardından koşarak bana gelmesini umuyor falan değildim. Doğrusu, bu tür bir sevgi ürkütücüydü.
Sadece bir gün, Han Junwoo’ya olan aşkım tamamen bittiği zaman, onun yeni bir aşka yelken açmasını dilerdim. Hepsi buydu. Ama işte, dünya benim istediğim gibi dönmüyordu.
Han Junwoo Han Taesan’ın sıra arkadaşıylla yerini bile değiştirdi, hemde en kötü yere öğretmenler masasının önüne. Tahtayı kapatacak kadar uzun boylu olmasına rağmen orada oturmakta ısrar etti. Han Taesan’ın eski sıra arkadaşı, mahcup mu yoksa onurlandırılmış mı olduğu belli olmayan bir ifadeyle, beceriksizce Go Yohan ve bana selam verdi.
“Selam Beyler.”
Go Yohan ve ben ise kısa bir baş selamlaması niyeti ile başımızı eğdik.
“Hahaha..”
Bu garip gülüşü duyduğumuzda bile ne Go Yohan ne de ben tepki verdik. Muhtemelen ilgimizi çekmediği içindi.
Han Junwoo, Han Taesan’ın yanında öylece, sessizce oturdu. Tüm vakit boyunca… Bu yüzden, her zamankinden daha çok diledim. İçimizde tuttuğumuz tüm bu duyguların bir buçuk yıl daha böyle durgun kalmasını ve bu anın, unutulmuş bir öğle uykusu rüyasından başka bir şeye dönüşmemesini çok ama çok diledim…
[Çeviren: Nkys⭐]
Ben Bu psikopatları okumam abi 😨
Oku oku..
novel icin tesekkurler ama manhwasi guncel var mi biliyo musunuz
manhwasi 1. sezon bitti diye biliyorum, sitemize eklemeyi dusunuyoruz 🫶🏻
Bölüm ne zaman geleck
Bu taesan salak bildiğin Junwoo zaten malın teki sen kalk bide çocun evine git herkes mi mal olur bi seride o matchalı dondurmayı alnıma basıp şimdi kendimi beyin felci edecem yeter ya yeter
YENİ BÖLÜM GELSİN PLS YOHAN GELİP JUNA BAKICAK MI MERAK EDİYORUM SPOİ DE KABULÜMDÜR