Eighteen’s Bed - Bölüm 1.6
Olanların ardından bomboş bir hafta geçmişti. Han Junwoo zamanının hepsini kendi grubuyla geçirmişti ve bende elimden geldiğince umrumda değilmiş gibi davranıp Go Yohan ve birkaç arkadaşla takıldım.
Şu anki yaşanan durumun en gıcık tarafı ise Han Junwoo’nun grubundan uzaklaştığım için onun hakkında hiçbir haber alamıyor oluşumdu. En azından Go Yohan’ın tayfasından ufak tefek şeyler duyabiliyordum. Bu yüzden ne zaman Han Junwoo’ya dair bir şeyler duymak istesem, Go Yohan’ın yanına gidiyordum. Bu kadar meraklı olup da gururumdan ödün vermeyi reddetmem gerçekten komikti.
Çaktırmadan Go Yohan’a Han Junwoo’yu sorduğumda, Kim Seokmin’in oyun konsoluyla oynarken gayet rahat bir tavırla cevap veriyordu: “O mu? Çıktı gitti.” O an söyleyecek söz bulamıyordum.
“…O orospu çocuğu.”
Han Junwoo’nun duygularının neden bu kadar vahşi olduğunu biliyordum; o arzularını kontrol etmekte zorlanan, son derece hayvani ve anlık duygularıyla hareket eden biriydi.
“Yine gece kulübüne gitmiş olmalı.”
“Hayır, bu seferki kör bir buluşma.”
Go Yohan, sanki oynadığı oyun zormuş gibi vücudunu sağa sola eğerek cevap verdi:
”Jinhyun tanıştırdı. Hani şu Han Junwoo ile tanışmak için sürekli yalvarıp duran kız var ya. Ama Han Junwoo tam bir canavar çıktı; kızı kaptığı gibi hemen oradan toz oldu. Hey! Hey! Hayır! Ama sadece Han Junwoo da değil tanıştırıldığı kişi de öyle pek üstüne düşünmemiş. Hiç tereddüt etmeden kabul etti. Öylece, bir çırpıda.”
“…”
“Vay ulan ikisi de ne havalı ama.”
Bu kesinlikle hayranlık ya da övgü değildi. Ses tonu aşağılama doluydu ve bu, ilk kez kendimi iyi hissetmemi sağladı. Go Yohan’ın masasına gayet rahat bir şekilde oturdum ve omzuna hafifçe bastırarak pat pat vurdum. Go Yohan başını kaldırıp bana baktı ve yanına oturmam için yer açmak amacıyla yavaşça geriye çekildi. Bu, onun minnet gösterme biçimiydi.
Herkesin arzuladığı Han Junwoo’nun o darmadağınık cinsel hayatını açıkça eleştiren tek kişi Go Yohan’dı. Onun bu yanını harbi takdir ediyordum.
“Mide bulandırıcı bir havalı olma biçimi.”
“Değil mi? Ben o kadarda havalı değilim.”
Bunu sanki övünüyormuş gibi söyleme şekli oldukça eğlenceliydi.
”Olması gereken de bu değil mi zaten? Sonuçta biz öğrenciyiz.”
”‘Olması gereken’ diye bir şey yok. Her şey öğrenilmiş davranışlardan ibaret, insan mantığı tam olarak böyledir.”
Go Yohan konuştuğu sürede gözlerini konsolundan ayırmadan sırıttı.
“Bu yüzden mi hâlâ yalnızsın?”
Onunla uğraştığımda sonunda bakışlarını ekrandan çekti ve inanamazca kıkırdarken başını bana doğru çevirerek omuzundaki elime vurdu.
“Seni cinsel tacizden dava edeceğim.”
“Bu nasıl bir cinsel taciz lan?”
”Eğer karşı taraf kendini kötü hissediyorsa, bu cinsel tacizdir.”
”Go Yohan, sen gerçekten kafayı yemişsin oğlum.”
”Sapık.”
Masaya yerleşip ev terliklerimi çıkarttığımda, gürültüyle yere düştüler. Hiç umursamadım ve çoraplı ayağımla Go Yohan’ın bacağını ittim. Ancak Go Yohan geri itiliyormuş gibi yapıp aniden bana orta parmak çekti. Eli yukarı kalkınca, doğal olarak bileği dikkatimi çekti. Go Yohan sol bileğine her zaman boncuktan bir bileklik takardı. Ayağımla bacağına hafifçe vurdum.
“Bu bileklik sana gidiyor mu sence?”
“Neden gitmesin ki?”
Go Yohan elini yavaşça indirip ciddi bir şekilde sordu, şimdi böyle ciddi olmasına ne gerek vardı yani?
“Sana yakışmıyor.”
“Bana yakışmıyor? Garip, ne var yani sence de dindar bir Katolik gibi görünmüyor muyum?”
“Hayır? Sadece öylesine takıyormuşsun gibi duruyor.”
“…O yüzden değil ama.”
Şöyle bir geriye dönüp baktığımda, adının ‘Yohan’ olmasından durumu anlamalıydım. Yohan’ın aslında şu ‘Aziz Yuhanna’ (John) olduğunu bilmiyordum. Ben onu sadece ‘Sakin ol/Sessizce yaşa’ (Goyohan) anlamındaki Go Yohan sanmıştım.
Şaşırtıcı bir şekilde, Go Yohan’ın ailesinin nesillerdir Katolik olduğu söyleniyordu. Daha da şaşırtıcı olanı ise, Go Yohan’ın bizzat kendisinin de Katolik olduğunu iddia etmesiydi. Hatta çok dindar, inançlı biri olduğunu bile söylüyordu. Ama onun bu sözüne inanmam mümkün değildi. Go Yohan daha tek bir duayı bile düzgünce okuyamıyordu…
Böyle bir haftayı Han Junwoo’nun uzağında geçirdim ve sonraki üç günde de onu sınıfta fark ettiğimde sadece başımı aksi tarafa çevirdim.
Hâlâ Han Junwoo ile konuşacak cesaretim yoktu. Belki sadece onu kaybetmek istemediğim içindi, ‘her zaman çok sevenlerin kaybettiği’ sözüne fazlaca inanmam ne komik. Üstelik saçma olduğunu bile bile yine de onunla konuşmuyordum.
Diğer yandan, Han Taesan benimle sık sık konuşuyordu, çünkü ona cevap veren tek kişi bendim. Han Taesan’ın yüzünde her gün yeni bir morluk görmek, Han Junwoo’nun —tıpkı bölgesini işaretleyen bir vahşi hayvan gibi— benim göremediğim yerlerde onu hâlâ dövmeye devam ettiğini açıkça belli ediyordu. Ben kaşlarımı çattığımda, Han Taesan bakışlarımı fark etti ve yaralarını gizlemek için başını öteye çevirdi.
Bunun ardından dört gün daha geçti. Bir sabah, boş sınıftaki sıramda otururken iki elimle yüzümü kapattım. Bu sınıfta gözlerimin önünde sergilenen o korkunç dramla yüzleşmek istemiyordum. Han Junwoo ile aramdaki uçurum her geçen gün daha da belirginleşiyordu. O küçücük çatlak, çoktan bir umutsuzluk silsilesine dönüşmüştü. Gözlerimi açtığımda, o boşluk beni yutacakmış gibi hissettiriyordu. Han Taesan’ın morarmış gözleri, bir belgedeki mühür kadar netti. İşte bu yüzden ne Han Junwoo’yu ne de Han Taesan’ı görmek istiyordum. Tüm bu durumdan kaçıp kurtulmak istiyordum. Ve maalesef ya da harika şansım vesilesi ile Han Taesan okula gelmeyi bıraktı.. Sınıf öğretmeni buna sadece ‘devamsızlık’ dedi ama yapılan o tuhaf açıklama ‘okuldan kaçma’ kelimesini gizlemekten başka bir şey değildi. Neredeyse farkında olmadan sevinçten çığlık atacaktım. Bunun üzerine Han Junwoo bütün ders boyunca telefonundan kafasını kaldırmadı, sinirlendi hatta üstüne birde grubunun sinir bozucu salak üyelerinden birini yumrukladı. İçten içe bir derin bir rahatlama duygusu hissettim. Aynı zamanda, tuhaf bir üstünlük duygusu yaşadım. Şuna ikna olmuştum: Eğer zorbalığa uğrayan Han Taesan buna dayanamayıp okuldan transfer olur ya da gelmeyi tamamen bırakırsa çabuk sıkılan Han Junwoo her şeyi yakında unutacak ve benimle tekrar konuşmaya başlayacaktı o yüzden sakince o anın gelmesini beklemeye karar verdim.
Birkaç gün bu şekilde geçti.
“Han Junwoo sakinleşmiş görünüyor.”
Go Yohan’ın öylesine söylediği sözleri can kulağıyla dinledim. Kalbim güm güm atıyordu, hemen başımı çevirip Han Junwoo’nun yüzünü görmek istiyordum ama aşkta korkak olduğum için bu benim için imkansızdı. Tek yapabildiğim, Go Yohan’ın Han Junwoo’nun durumu hakkında anlattıklarını dinlemek ve düşünüp durmaktı.
Ancak gün bitene kadar hiçbir şey değişmedi. Yarında umudun var olduğuna inanıyordum. Evet, işler öyle çabucak değişmezdi. Bekledim, bekledim… Ve okul çıkışı çantamı toplarken, Go Yohan aniden tuhaf bir şey söyledi,
“Han Junwoo ile kavga ettin değil mi?”
Onun bu sözlerinin üzerine ani bir refleksle ona döndüm.
“Evet.”
“Sakın bana o kafeterya olayından beri aranızın bozuk olduğunu söyleme.”
“…”
“Düşündüğümden uzun sürdü bu iş.”
Go Yohan elleri cebindeyken omuzlarını silkti ve bende ona bu durumu açıklamaya çalışırken bakışlarımı kaçırmadan edemedim.
“Açıkçası Go Yohan, o çok ileri gitti birinin böyle zorbalığa uğradığını görmeye katlanamıyorum. Bu biraz tuhaf.”
“Nasıl tuhaf?”
“..Yani, Han Taesan bir erkek.”
“Ee?”
“Han Junwoo’nun Han Taesan’a yapmış olduğu şey işte.. Bir erkeğin diğerine bunu yapması iğrenç. Umarım bunu yapmayı keser.”
“Vay ulan~”
“…”
“Cennete gidersin sen kesin.”
Ama bu cümlesi alaydan başka bir şey ifade etmiyordu..
Onun o kötü niyetli alaycılığına sinirlenerek Go Yohan’a ters ters baktım. Hiç oralı olmadı, sadece sırıttı ama onun o suratını görmek, sanki bir sırrımın ifşa oluşunu izlemek gibi hissettirdi bu yüzden yüzüme bir ateş bastı. Go Yohan’ın alayını görmezden gelerek hızla arkamı döndüm ve sınıftan çıktım.
Eve gitme planıyla koridorda hızlı adımlarla yürürken, biri aniden omzumu kavradı. Beni takip eden kişinin Go Yohan olduğunu sanıp tam çıkışacakken, arkama döndüğümde karşımda sınıf öğretmenini buldum. O kadar şaşırdım ki hemen yüz ifademi toparladım.
“Seni korkuttuğum için özür dilerim Jun, çok şaşırmış olmalısın.”
“A hayır, sorun değil sadece biraz şaşırdım.”
“Gerçekten üzgünüm… Ama söylemem gereken başka bir şey var. Biraz konuşabilir miyiz?”
“Evet?”
“Sadece bir dakika sürecek.”
Genç sınıf öğretmenimizin suratındaki ifade oldukça ciddiydi, bu yüzden onayladım.
“Bugün Junwoo Taesan’ın adresini sordu.”
“Han Junwoo ne yaptı, ne?”
Öğretmen, etrafına bakınarak temkinli bir şekilde konuştu. Bir sınıf öğretmeni olarak, tüm sınıfın Han Taesan’a yapılan zorbalığa ya katıldığını ya da bunu görmezden geldiğini bilmemesi imkansızdı ancak bu genç öğretmen sınıfın içindeki bu durumu değiştirebilecek biri de değildi. Yine de, bunu tamamen görmezden gelecek kadar kalpsiz olmadığı da anlaşılıyordu. Han Taesan hakkında konuşmak için beni bulmuş olması bunun bir kanıtıydı.
“Yani şüpheci bir şekilde Junwoo’yu suçlamaya çalışmıyorum ama…”
“Hayır, bunda garip bir şey yok.”
“Doğru, yani şey… Jun, sen eskiden Taesan’a göz kulak olurdun, değil mi? Ben de şöyle düşündüm ki acaba Junwoo ile birlikte Taesan’ın evine gidebilir misin…? Ne demek istediğimi anlıyorsun, değil mi?”
Hemen cevap veremedim. Dişlerimi sıkıyordum.
Han Junwoo’nun Han Taesan’a karşı beslediği o hisler dalga dalga üzerime gelmeye başladı bileklerime kadar yükselip beni geride tutuyordu. Yumruklarımı sıkıca sıktım. Öylece dikilip durmanın sırası değildi.
“O zaman Han Taesan’ın telefon numarasını alabilirim değil mi?
“Ah, evet! Tabii. Sana vereyim numarasını, önce onu aramayı dene.”
“Evet, önce onunla konuşacağım. Fazla endişelenmeyin.”
“Tamam, sana güveniyorum Jun.”
“Evet.”
Dışarıdan sakin görünebilirdim fakat içsel olarak huzursuzluktan yerimde duramıyordum. Yoklama defterinden Han Taesan’ın ev numarasını çıkarıp bana veren sınıf öğretmeni, yüzünde mahcup bir ifadeyle koridordan ayrılana kadar bu halim sürdü.
Han Junwoo ve Han Taesan’ın buluşmasını engellemek zorundaydım. Han Junwoo’nun o tuhaf takıntısına kesinlikle bir dur demeliydim. Öğretmen gider gitmez telefonumu cebimden çıkardım ve hemen Han Taesan’ı aradım. Telefon açılana kadar bir yandan bacağımı sallıyor, bir yandan da elimi sürekli sıkıp bırakıyordum. Taesan ise neyseki beklediğimden daha hızlı bir şekilde telefonu açtı.
-Merhaba?
-Benim, Kang Jun. Han Taesan ile görüşüyorum değil mi?
Sonunda Taesan’ın sesini duyduğumda hızlıca konuşmuştum, aniden hattın diğer ucundan yüksek bir gürültü geldi. Bir şeylerin devrilme ve çarpma sesiydi bu. Bir süre sonra hışırtılı bir ses duyuldu ve ardından Han Taesan’ın sesi geldi:
-J-jun? J-jun-ah. A neden.. Nasıl… Numaramı nasıl buldun?
-Han Junwoo’nun bugün senin adresini sorduğunu öğrendim bu yüzden öğretmenden senin numaranı istedim.
-…
-Sadece sana dikkatli olmanı söylemek istedim.
-S-sen iyi misin? Yani sen onu durdurmaya çalışsan da..
-Benim için endişelenme. Sadece kendine dikkat et, eğer okuldan biraz daha uzak durmak istersen bu numarayı ara öğretmene senin için güzel bir bahane bulabilirim. Bana güvenebilirsin biliyorsun.
-…
-Han Junwoo seni okul dışında zorbalamaya çalışırsa direkt bana söyle, söyleyemiyorsan da bana bir işaret falan ver. İş işten geçtikten sonra bazı şeyleri değiştirmek zordur.
-Hmhm..
-Yine de en iyi seçenek başka okula geçmek olurdu.
Han Taesan’ın beni dinlemesini umarak gerçek niyetimi ona sinsice çıtlattım.
-…
-Neyse bunu yine de bir düşün. Bugün ya evde değilmiş gibi davran ya da evden biraz uzaklaş.
-T-tamam.
-Tamam, kapatıyorum.
-B-bekle.
-…?
-…Teşekkür ederim Jun-ah.
Han Taesan bir süre tereddüt ettikten sonra, hafifçe titreyen bir sesle mırıldandı. Ne alakaydı şimdi, cidden. Dürüst olmak gerekirse bu biraz benim için huzursuz ediciydi..
-Her zaman, her zaman bana yardım ettiğin için teşekkür ederim.
-Önemli değil.
-Sadece söylemek istedim. T-teşekkürler, görüşmek üzere.
-Evet.
-Görüşürüz…
Görüşürüz, götüm.
[Çeviren: Nkys⭐️]
Ben Bu psikopatları okumam abi 😨
Oku oku..
novel icin tesekkurler ama manhwasi guncel var mi biliyo musunuz
manhwasi 1. sezon bitti diye biliyorum, sitemize eklemeyi dusunuyoruz 🫶🏻
Bölüm ne zaman geleck
Bu taesan salak bildiğin Junwoo zaten malın teki sen kalk bide çocun evine git herkes mi mal olur bi seride o matchalı dondurmayı alnıma basıp şimdi kendimi beyin felci edecem yeter ya yeter
YENİ BÖLÜM GELSİN PLS YOHAN GELİP JUNA BAKICAK MI MERAK EDİYORUM SPOİ DE KABULÜMDÜR