Eighteen’s Bed - Bölüm 1.1
Jun. Soyadım Kang ve adım Jun ama herkes bana Kang Jun diye sesleniyor. Kulağa sadece Jun’dan daha iyi geliyor, değil mi? Bunu söyleyen ilk kişi ilk yılımızda aynı sınıfa denk geldiğimiz Han Junwoo’ydu ve o zamandan beri ben Kang Jun’dum. Bana hala Jun diye seslenen birkaç kişi var ama onu sonra konuşalım.
İlk yılımızda Han Junwoo ile ilk kez tanıştığımda benden farklı olduğunu biliyordum. Boyundan ve cilt tonundan tut notlarına kadar, her şeyi farklıydı. Han Junwoo sınıf sıralamasının en altının yakınlarına çivi gibi çakılmıştı.
Sonra onu gördüğümde Han Junwoo gözümden düştü mü? Normalde düşerdi, sonuçta herkesin hiyerarşide hak ettiği yerde olduğuna inanırım. Ama tuhaf bir şekilde Han Junwoo’da aynı şeyi yapamadım. Onu ilk gördüğümde açık kahve gözleri içimi delip geçti.
Han Junwoo’nun nadir bir kokusu vardı. Nasıl olduğunu tarif edemem ama o renksiz koku beni ele geçirdi ve balığın ağa doğru yüzmesi gibi kendimi onunla konuşurken buldum.
Sıksık Han Junwoo ve Kang Jun arasındaki benzerlikleri aradım. Örneğin; ikimiz de okuldaki popüler kesimden sayılırdık ve ikimizin de ailesi varlıklıydı.
Okulumuzun bir yanında zengin bir mahalle, diğer yanında ise yoksul bir mahalle bulunmaktaydı.
Neyse ki ben zengin kesimdendim. Tüm hayatım boyunca en pahalı yerde yaşadım. Beni seven ailenin tek çocuğu olarak doğduğum için hiçbir şeyim eksik olmadan yetiştim. Özellikle ailem sosyal açıdan da güçlü olduğu için ağzımda gümüş kaşıkla doğmuştum, o yüzden neden biraz kurnaz büyüdüğümü anlamak zor değil.
Her neyse, bu sebepten dolayı okulda aynı sınıfta hem zengin hem de fakir ailelerden çocuklar vardı. Han Junwoo ilkindendi. Bunu öğrendiğimde heyecanlanmıştım. Han Junwoo’ya tereddüt etmeden yaklaştım ve doğal olarak arkadaş olduk.
Benim derslerde iyi olduğum gibi Han Junwoo da dövüşmekte iyiydi. Böylece kendini güçlü sanan çocuklar onun etrafında toplandı ve bir aydan kısa bir süre sonra da Han Junwoo Doğu Kanat grubunun en başındaydı.
*
Önümdeki kapı bir süre kapalı durmaya devam etti ama bir elimi ağrıyan karnıma götürdüğüm anda açıldı. Kapı aralığından Han Junwoo’nun kızarmış tenini gördüm. Kızarmış ten kapıyı bıraktı ve kapı da desteğini kaybettiği için kendi kendine geri kapandı. Yavaş yavaş kapı Han Junwoo’yu gizledi. Ağzımı elimin tersiyle sildim ve kapı tam kapanmadan aradan odaya girdim. Umutsuz vakaydı.
İçeride Han Junwoo yatağın kenarına ilişmiş şekilde oturmuştu. Sıkı bi iç çamaşırı dışında başka bir şey giymemişti ve sigaranın ucunu ısırıyordu.
“Siktir. Benim peder yine başladı. Telefonuma cevap ver ve ders çalıştığımızı söyle.”
Han Junwoo çakmağıyla oynadı ama sigarasını yakmadı. Yüzünde seksten sonra gelen o yorgunluk ifadesi vardı. Karnım hala kötü hissediyordu. Göbeğimi sıvazlarken Han Junwoo’ya yaklaştım, ağzından ısırık izlerinin olduğu sigarayı aldım ve sesimden belli olan o sinirle ona çıkıştım.
“Niye yapayım?”
“Çünkü arkadaşız.”
Evet, arkadaş. Arkadaaşş. Han Junwoo’nun son kelimeleri uzatma gibi bir alışkanlığı vardı ve bu beni tuhaf bir şekilde üzüyordu. Kalbimi parçalıyorlarmış gibi hissediyordum ama yüzümde düz bir ifade vardı.
“Tüm borçları bir şekilde geri ödeyeceğimi bil yani.”
“Sağ ol.”
Oda, gece açan çiçekler gibi kokuyordu ve bir kadının belirgin, berrak kokusu burnumu hafifçe gıdıklıyordu. Aslında bu kokuyu ayırt edebilmem tamamen Han Junwoo sayesinde olmuştu.
Aynı ortaokula gidenlerden duyduğum kadarıyla Han Junwoo ortaokul üçüncü sınıfta kızlarla yatmaya başlamış. Dedikodulara göre de bekaretini aynı sınıftan bir kızla okulun tuvaletinde yaparken kaybetmiş.
Şaşırtıcı bir şekilde o zaman bile 20 yaşında gözüküyormuş. Han Junwoo okuldaki statüsüne zıt bir şekilde olgun gözüküyordu. Onu ilk kez gören insanlar onun yetişkin olduğunu sanıyorlardı. Onun güçlü, belirgin özellikleri derin ve çekici bir aura yaratıyordu.
Liseye geçtiği anda ne zaman sıkılsa kulüplere gidiyordu. O kadar çok parası vardı ki bir şekilde yetişkin yaşı yazan bir kimlik kartı almıştı ve bunu kendisininmiş gibi göğsü kabara kabara kullanıyordu. Bir süre önce de iyi görünen kızları alıp tek gecelik ilişkiye girme gibi bir hobisi olmaya başladı. Görünüşü büyük ihtimalle onun vahşi yaşam tarzını gizlemekte büyük bir rol oynuyordu.
Tüm özelliklerine ayrı ayrı baktığınızda gözü, ağzı, burnu pek de en iyisi değildi ama bir araya geldiğinde karşı konulamaz bir yakışıklı oluyordu. Aurası o kadar güçlüydü ki onun liseli bir çocuk olduğuna inanmak zordu ve çoğu insan onun yaklaşık 25 yaşında olduğunu düşünüyordu.
Birisini ararmışçasına kafamı salladım. Gerçekten bir şey ifade etmiyordu. Karşılaşmamızdan sonra havada asılı kalan o ağır atmosferi bir şey söylemeden kaldıramıyordum; çünkü bu durum midemi bulandırıyordu.
“Ve Go Yohan?”
“Eve gitti.”
“…”
“Nereden bakarsan bak o piç kafayı sıyırmış. Çok komik pezevenk.”
Han Junwoo çenesini destekledi ve gülmeye başladı. Ben ise kaşlarımı çattım.
Go Yohan en sevmediğim ikinci kişiydi.
O Han Junwoo ile ikinci senemizde arkadaş oldu. Söylemekten nefret etsem de, beraber takıldıkları için ikisi arkadaş denilebilir. Han Junwoo doğu kanadının en ünlüsüyken Go Yohan’ın da batı kanadının en ünlüsü olduğuna dair dedikodular vardı.
Ancak karşılaşmak için pek şansımız olmamıştı. Arada sırada, batı ve doğu kanatlarının arasındaki binanın ilk katındaki kafeteryada birbirimizi göz ucuyla kesiyorduk.
Kafeteryada yanımdaki çocuklar dirsekleriyle beni dürtüp “Bu o, bu Go Yohan.” diyorlardı. Meraktan ayak uçlarımda durup biraz bakmıştım. Siyah saçlı kafaların arasında bir tanesi gözle görülür şekilde uzun ve keskin gözüküyordu. Onu gördüğüm an o olduğunu anladım.
“Kötü bir kişiliğe sahip gibi gözüküyor.”
Bunu dediğim anda Han Junwoo’nun uşaklarından biri konuştu.
“Evet, biraz. Çok bencil birisi olduğunu söylüyorlar.”
Çocuğun kinayeli tonuna sadece kafamı belli belirsiz bir şekilde salladım.
Bunu söylemekten ne kadar nefret etsem de, onun Han Junwoo ile neden yarışmacı bir dinamiğe sahip olduğunu anlayabiliyordum. Daha da nefret ettim ama bi sebepten ötürü gözlerimi ondan alamadım.
Göz alan bi karanlık. Benim Go Yohan hakkındaki ilk izlenimim buydu.
Sonra şansıma gözlerimiz buluştu. Go Yohan’ın bakışımı fark etmesi tuhaftı. Siyah kafalarla dolu olan kafeteryada bir sürü gözler onun üzerinde olmalıydı ama onunla gözlerimizin buluşması sinir bozucu bir şekilde denk gelmişti. Uzun gözleri ve küçük göz bebekleri vardı. Yine tuhaf bir şekilde çok küçüktüler. Taşla vurulmuş gibi refleks olarak ağzımı açtım.
“Neye bakıyorsun?”
Dudaklarımı okudu mu okumadı mı bilmem, Go Yohan bir gözünü kıstı. Dürüst olmak gerekirse biraz korktum ve kafamı çevirdim. Hiçbir şey yokmuş gibi davrandım ve yanımdaki çocuk onun duyacağı bariz bir ses tonuyla konuştu.
“Biraz yılana benziyor.”
Ondan sonra da Go Yohan ile sık sık göz göze geldik ama birbirimizi bilmiyormuş gibi davranıp geçtik gittik. Gözlerimiz buluştuğunda Go Yohan genelde kafasını bakışımdan kaçmak için eğerdi ve sonra geri kaldırıp tekrar bakardı. 10 kereden 9’u Go Yohan bunu yapardı ama tuhaf bir şekilde bazen ben de kendimi bunu yaparken buldum. Bunun kaç kere yaşandığının sayısını unuttum ve bu yüzden onsekizinci kerede saymayı bıraktım.
***
Mucize gibi Han Junwoo ile ben ikinci sene de aynı sınıftaydık. Han Junwoo ile ilişkimizi devam ettireceğim düşüncesine gizlice heyecanlanırken tanıdık bir yüzle karşı karşıya geldim. Hem şaşırtıcı hem de sinir bozucuydu ve aynı zamanda da o kötü namın ardındaki yüzüne daha net bakabilmiştim. Go Yohan.
İlk konuşan Go Yohan olmuştu.
“Hey, öğle yemeğine beraber inelim mi?”
Lanet olsun.
Ve herkesin beklediği gibi ikisi arkadaş oldu. Han Junwoo kendisinin harika olduğunu bilen birisiydi ve onun hasımı sayılan Go Yohan, Han Junwoo’nun standartlarına göre çok erkeksi ve yaşıtları arasında popülerdi. Han Junwoo ve Go Yohan’ın arkadaş olması çok doğaldı.
Sınıf arasında ikisi kavga etse kim alır diye konuların sıkça bahsi geçerdi. Benim açımdan, bunların kavga etmesinin imkanı yoktu. Nasıl ki yüzeyde Han Junwoo ve ben çok zıt gözüküyorduk, Go Yohan’la da mükemmel bir eşleşme gibiydi.
Ancak bu çok benzeyen iki kişi arasında çok nadir bir fark vardı.
Go Yohan’ın, örnek bir öğrenciymiş gibi davranma gibi tuhaf bir eğilimi vardı. Kulakları neredeyse yırtılacak kadar delinmiş olmasına rağmen.
Örneğin; Han Junwoo ne zaman azgın hissetse o anda beğendiği bir kızla geceyi geçirirdi. Çocuklar ona gecelik hikayelerini anlatmasını istese gururla o buğulu geceleri anlatırdı ama Go Yohan hormonları tavan yapmış çocukların memeye dokunmak isteme gibi konuşmalarına gülüyordu. Bazen, yanında oturan şişman çocuğun memesini eller ve patlatacakmış gibi sıkardı ve memelerin gerçekten o kadar iyi olup olmadığını sorardı. Memesi ellenen çocuk acıyla bağırıp kıvrandığında ise Go Yohan kıkırdayarak bırakırdı.
“Bu domuzun kadınlardan daha büyük memesi var ha! Onu niye ellemiyorsunuz? Hey, iğrenç gözüküyorsun. Sütyen falan giy, meme uçların dışarıdayken yürüme. Bu çok kaba, gerçekten.”
Devamında böyle kaba sözler geliyordu.
Yine bazen de saflığını gelecekteki tanrısına adadığına dair üstü kapalı şeyler söylerdi. Han Junwoo, bana bir kere bile sormadan, bir keresinde Go Yohan’a bir kimlik kartı oluşturmayı teklif etti ama Go Yohan bunu anlamsız bir şey olarak görüp reddetti.
Han Junwoo ile takılan çocuklar Go Yohan’ın tuhaflıklarını komik buldular ama ben pek beğenmedim. Sebebi basitti. Ben Han Junwoo’ya yakındım ve onlar ise ikisi en yakın arkadaşmış gibi dolanıyorlardı. Tek sebebi buydu. Sadece beğenmiyordum. İçimi yakan bir kıskançlıktı.
Yine de Go Yohan ile iyi anlaşmayı başarmıştım. Benim özelliğim, ne durumda olursam olayım duygularımı belli etmemekti. Bunun yanı sıra Han Junwoo ve Go Yohan ile yakındım. Evet. Sosyal hayatımın orta noktası Han Junwoo’ydu.
Aslında, Han Junwoo hakkında düşünürken en çok da kendimi kınıyordum bu konu hakkında. Yine de bu şekilde hissediyordum.
Ben Bu psikopatları okumam abi 😨
Oku oku..
novel icin tesekkurler ama manhwasi guncel var mi biliyo musunuz
manhwasi 1. sezon bitti diye biliyorum, sitemize eklemeyi dusunuyoruz 🫶🏻
Bölüm ne zaman geleck
Bu taesan salak bildiğin Junwoo zaten malın teki sen kalk bide çocun evine git herkes mi mal olur bi seride o matchalı dondurmayı alnıma basıp şimdi kendimi beyin felci edecem yeter ya yeter
YENİ BÖLÜM GELSİN PLS YOHAN GELİP JUNA BAKICAK MI MERAK EDİYORUM SPOİ DE KABULÜMDÜR