Creating Hidden Endings - Bölüm 4
Oyunun dünyasına gireli bir ay olmuştu ve karşımda duran Lee Jehee’nin, oyunun final boss’u olan Key Master’ı yenerek Outbreak’i durduran bir kahramana dönüştüğünü biliyordum. Onunla ilgili haberler her yeri kaplamıştı—kaçmak istesen bile kaçamıyordun. Eğlence programları bile Lee Jehee’den bahsediyordu.
İnsanlar ona adeta takıntılıydı, ilgiye boğuyorlardı. Hatta Kore’yi kurtaran kahraman olarak ders kitaplarına bile girmişti.
O, daracık kostümler giyen bir film kahramanı ya da parayla yaratılmış bir süper kahraman değildi. O, yaşayan bir efsaneydi. Kendi başına gerçek bir kahramandı.
“Yapamam diye bir şey yok. Her zamanki yaptığımı yaparım.”
Ama bu efsanevi kahraman neden bana böyle davranıyor?
“‘Her zamanki yaptığın şey’ derken ne demek istiyorsun?”
“Beni uyut.”
“…Uykusuzluk mu çekiyorsun?”
“O da var.”
Demek sadece uykusuzluk değil. Bu baya baş belası olacak.
Lee Jehee’ye içimden kaşlarımı çatarak baktım, sonra zorla yüzümü gevşetip garip bir gülümseme takındım.
Evet… ben tam bir ezik sayılırım.
“Ama bildiğin gibi levelim düşük ve 1. Sınıf Özelliğim sadece C-Rank. İyi yapabileceğimden emin değilim… Açıkçası başka birini bulsan daha iyi olur.”
Gözlerinin içine ciddi ciddi baktım. Reddetmemin sebebinin istememem değil, gerçekten onun için endişelenmem olduğunu anlatmak istedim.
Tabii ki asıl sebep yapmak istemememdi.
Gücü olmayanların güçlülerin sırlarını öğrenmesinin ömrü kısa olur—bu herkesin bildiği bir gerçekti. Kendi halinde takılanların bile kurşun yiyebildiği bir dünyada yaşıyorduk. Küçüklüğümden beri izlediğim film ve okuduğum novel sayısı düşünüldüğünde, bunun farkında olmamam imkânsızdı.
“Bu sadece sen Yeon Seonwoo olduğun için mümkün. Uyku gibi durum etkileri genelde destek yeteneklerinde değil, saldırı yeteneklerinde bulunur. Bu yüzden bana işlemezler. Doğuştan savunmam ve direncim çok yüksek, çoğu skill işe yaramaz. Ama destekçilerin yetenekleri, ‘iyileştirme’ gibi, dirence bakmadan herkeste çalışır.”
Lee Jehee’nin açıklamasını dinledikten sonra neden buraya getirildiğimi anladım.
Uyku gibi durum etkileri genelde saldırı yetenek’lerine bağlı olurdu ve sıradan hiçbir saldırı yeteneği Lee Jehee üzerinde işe yaramazdı.
Destekçiler genelde durum etkilerini temizleyen, saldırı gücü, savunma ve hareket hızını artıran buff’lara sahipti. Ama Lee Yeonseon farklıydı—destekçi olmasına rağmen, buff olarak durum etkisi veren yetenek’lere sahipti.
Bunun sebebi, 1. sınıf özelliğinin Destekçi olması ama görev ilerlemesi sonrası kazandığı 2. sınıf özelliğinin Mentalist olmasıydı.
Mentalistler aşırı nadir bir sınıftı ama zindan için gerekli neredeyse hiçbir temel yeteneğe sahip değillerdi. Olanların da etkisi diğer destekçilere göre çok düşüktü.
Yani kısacası: nadir ama bok gibi bir sınıf.
Yeon Seonwoo’nun yetenek pencresine şöyle bir bakınca neden avcı kariyerini bırakıp o garip isimli kliniği açtığı çok açıktı.
Eğer böyle bir sınıf oyunda bana gelseydi, hiç düşünmeden karakteri bırakır yeni bir tane kasardım. Savaşta bu kadar işe yaramazdı.
Ama Lee Jehee’nin istediği şey için birebirdi.
“Yani… Hunter Lee Jehee, istediğin şey uyku efekti, doğru mu?”
“Evet.”
Cevabı anında ve kesindi.
Yanında duran Chorok da bana “hala neden yapmıyorsun?” der gibi bakıyordu. Bu durumda benim ne seçeneğim vardı ki?
“O zaman başlayalım mı?”
“…Evet.”
Başka verebileceğim bir cevap yoktu.
Tehdit gibi hissettiren bir konuşmanın ardından Lee Jehee beni ofisine bağlı bir odaya götürdü.
Loş ışıklı bu oda, içinde sadece bir koltuk bulunan, belli ki dinlenmek için hazırlanmış bir yerdi.
“Başlayalım. Zihnini rahatlat ve gözlerini kapat.”
Ben karanlığa alışmaya çalışırken o çoktan koltuğa uzanmıştı, aşırı rahat bir şekilde.
Yaklaşırken fark etmediğim Chorok bir anda kılıcını çekti.
Tam bir Berserker… adam nefes alsan bile kılıç çekiyor.
“Saçma bir şey yapma.”
“Ne yazık ki kendimi tutan biri değilim.”
“Gözüm üstünde.”
Unutur muyum? Aura saçıyorsun resmen.
Boynuma dayanan kılıca bakıp iki elimi kaldırdım.
Lee Jehee araya girmese Chorok muhtemelen sonsuza kadar bakış atacaktı.
“Chorok, işine dön.”
“…Ama—”
“İyiyim. Git.”
“…Tamam.”
Giderken bana attığı bakış resmen “seni sonra hallederim” gibiydi.
Ben kolay hedefim herhalde.
Han Chorok, gitmeden önce bana sinirli bir bakış attı. Lee Jehee’nin onu göndermesinden memnun olmadığı belliydi. Ama neden hırsını benden çıkarıyordu ki?
Gerçekten kolay hedefim ben.
Şüphe dolu tavrı o kadar barizdi ki sadece zoraki bir gülümseme takınabildim. Ama ne kadar masum görünmeye çalışsam da gözlerindeki şüphe kaybolmadı.
“Dışarıda bekleyeceğim. Bir şeye ihtiyacınız olursa çağırın.”
Han Chorok, Lee Jehee’ye son bir kez, içinde belli belirsiz bir bağlılık olan bakış attıktan sonra isteksizce odadan çıktı. Omuzları düşüktü.
Onun arkasından bakarken, aşağıdan hafif bir kahkaha sesi geldi.
Neredeyse koltuğa yayılmış halde duran Lee Jehee, gülmesini bastırıyordu.
Bu garip ortamda ne diyeceğimi bilemeyince ağzımdan en nötr şey çıktı:
“İkiniz baya yakın gibisiniz.”
“Yapışkan ve sinir bozucu,” dedi Lee Jehee hafif eğlenmiş bir sesle.
“Ama bu hali de biraz tatlı.”
Bu herif…
Oyunda erkek kadın demeden herkese flört etmesiyle linç yiyordu… Adam doğuştan yetenekli resmen.
Koca adama “tatlı” demesi baya tuhaftı ama gözlerini açtığımı fark edince yüzüne hemen o rahat, kayıtsız ifadeyi geri taktı.
Ben de istemsizce hafif gülümser gibi olunca gözlerini kısarak sordu:
“Daha ne kadar dikileceksin orada?”
“Ha, doğru… başlayalım o zaman.”
“İyi.”
Buradan sonrası hataya yer yoktu. En ufak bir yanlışta az önce gördüğüm kanlı hale dönebilirdim.
Kalbim hafif titrerken koltuğun arkasına geçtim ve derin bir nefes aldım.
Yeteneklerimin Lee Jehee üzerinde ne kadar işe yarayacağından emin değildim. Ama rank farkı ne olursa olsun, bir şifacı’ın büyüsü az da olsa etki ederdi. Tamamen işe yaramaz olması mümkün değildi.
Saldırı yetenekleri hedefin savunmasına ve direncine bağlıydı. Ama buff tarzı yetenekler genelde bundan etkilenmezdi.
Titreyen elimle Lee Jehee’nin şakağına dokundum.
Statü aktarımını aktive ettiğim anda görüşümde uzun bir pencere belirdi.
**Statü aktarımı hazırlanıyor. Lütfen aktarılacak durumu seçin.**
Bir elim alnında dururken diğer elimle ayarlar penceresini inceledim.
Kliniğe gelen avcı’ların çoğu uykusuzluktan şikayet ediyordu, bu yüzden “Uyku” en üstteydi.
Hiç düşünmeden seçtim.
**Statü aktarımı aktif. ‘Uyku’ durumu uygulanıyor.**
Skill çalıştığı anda parmak uçlarımda sıcak bir enerji toplandı.
Enerjinin Lee Jehee’nin bedenine aktığını hissederken yüzünü izledim.
İfadesiz yüzü önce hafifçe gerildi, sonra yavaşça gevşedi.
Oldu mu?
Gerçekten işe yaradı mı?
Ben bile bu yeteneğe tam alışmamıştım, o yüzden hemen çekemedim elimi.
Dikkat kesildim.
Bir süre sonra, kulak kabartırsam ancak duyabileceğim kadar düzenli bir nefes alışverişi geldi.
Uyumuştu.
Sessizce iç çektim ve onu uyandırmamaya dikkat ederek elimi çektim.
Skill, aktive edildikten sonra mesafe olsa bile devam edebiliyordu.
Lee Jehee’nin uyuduğundan emin olunca köşeye çekilip bağdaş kurdum.
Zaman geçtikçe manamın yavaşça azaldığını hissedebiliyordum. Bu da skill’in düzgün çalıştığını gösteriyordu.
Rahat bir nefes verdim.
İşini başarıyla bitirmiştim.
Kalan sürede sırtımı duvara yasladım, gözlerimi kapattım ve düşüncelerimi toparlamaya başladım.
**Geriye dönen D-Rank Avcı (kısaca RDC Hunter)**, yüksek özgürlük sunmasıyla bilinen bir aksiyon RPG oyunuydu.
Aynı zamanda hafif dating sim(nasıl çevireceğimi bilemedim sorry) öğeleri de içeriyordu. Yani oyuncular, yeterince yakınlık kurdukları herhangi bir karakterle son elde edebiliyordu.
Ve “herhangi bir karakter” derken gerçekten kastım o.
Oyunun dünyasında eşcinsellik tamamen normaldi. Erkek ya da kadın fark etmeksizin herkesle son yapılabiliyordu.
Bu da oyunu her kesimden insan için aşırı popüler hale getirmişti.
Hikaye ve karakterler biraz basit olsa da, oyunun Kore yapımı olması ve Seul’de geçmesi özellikle Koreliler arasında büyük ilgi görmesini sağlamıştı.
Ama bu popülerliğin en büyük sebebi tartışmasız Lee Jehee’ydi.
Aşırı yakışıklı, özenle modellenmiş 3D karakteri metro reklamlarında göründüğünde ortalık resmen karışmıştı.
Oyun çıkmadan önce bile ağızdan ağıza yayılmıştı.
Kayıt sistemi olmaması gibi büyük bir eksiği olmasına rağmen o kadar popüler olmuştu ki fan kafe bile açılmıştı.
Hatta söylentilere göre oyunu yapan şirket paraya para demiyordu.